İMZA KAMPANYASI

(Röportaj) Lee Jonghyun Vogue Girl Ağustos Sayısı - Senin Baban Kim?

Aklından ne geçtiğini çözmekte zorlandığımız A Gentleman's Dignity dizisinin Collin'iyle karşılaştırıldığında Lee Jonghyun konuşurken hiç tereddüt etmiyor. Müziğe başlamasının temel sebeperini anlattı ve 'tecrübesiz oyunculuğu' ile ilgili sorulan sorulara yüzünde bir gülümsemeyle cevap verdi. Ama röportajın sonuna kadar Colin'in babasının kim olduğunu kesinlikle açıklamadı.




Vogue Girl (V.G.): Geçen ay Min Hyuk'la yapılan röportajı gördünüz mü?

Jong Hyun (J.H ): Sadece fotoğrafları gördüm. CNBLUE üyelerinin birbirlerine oyunculuk konusunda yardımcı olduğunu söylediği röportajdaki kısmı yeni okudum.


V.G: Dar bere giymen konusunda eleştirel konuştu. Neden giymekten hoşlanıyorsun?


J.H: Şapka bana yakışmıyor. Bu yüzden şapka ya da bere takmak zorunda kaldığımda, her zaman bu tarz bereleri tercih ediyorum. Ama işin aslı, Japon dizisi  ‘Sora Kara Furu Ichioku No Moshi (A Hundred Million Stars Raining From the Sky)’daki Kimura Takuya'nın bunları giydiğini gördükten sonra giymeye başladım. Son derece yakışıklıydı.


V.G: Anlıyorum. Kimura Takuya'yı seviyor musun?

J.H: Onu sevmeyen var mı? Bir erkek gözüyle bile çok yakışıklı biri. Bere takmaya onu gördükten sonra başladım ve beklediğimden daha iyi göründüğünü düşündüm.Ama çevremdekilerin tepkileri iyi değildi.


V.G: Çevrenden gelen bu tepkileri ciddiye alsan da dilediğin gibi mi davranıyorsun? Ya da insanların ne dediğini gerçekten umursamıyor musun?


J.H: Önemsiyorum ama görmezden geliyorum. (Gülüyor)

V.G: Üyeler 'A Gentleman's Dignity'i izlerken seni eleştiriyor mu?


J.H: Açıkçası evet. (Üyeler dürüst yorumlar yapıyor.) (V.G: Bu seni kırmıyor mu?) Kırılmamın bana birfaydası olmaz çünkü oyunculuğa çok yeni başladım. Ve bence Min Hyuk oyuculuk konusunda gerçekten çok başarılı.


V.G: Bir ihtimal 2 yıl önceki röportajımızı hatırlıyor olabilir misin? '10 yıl sonra ne yapıyor olacağını düşünüyorsun?' diye sorulduğunda şu anki gibi  müzik yapmak istediğini bunun değişmeyeceğini söylemiş ve 'Belki aynı zamanda oyunculuk yapabilirim' diye yanıtlamıştın. O zamanlar böyle bir dönemin geleceğini beklemiyor muydun?


J.H: Beklemiyordum. O zaman, oyunculuk yapmamak konusunda kararlıydım. Müzisyenler genelde inatçıdır. Bu gitaristler için daha fazla geçerli. Ama zaman ilerledikçe oyunculuk ve müzisyenliğin aynı anda yapılabileceğini sonunda kabullendim.

V.G: "Acoustic" filminde oyunculuk yaparken neler hissetmiştin?


J.H: Başlangıçta,  karakterin yaşı bana yakın olduğu ve müzik yapmak istediği için başarılı olacağımı düşünmüştüm. Ben her zaman müzik ve oyunculuğun, bazı duygu ve dillerin sanattaki farklı biçimleri olduğuna inanmışımdır. Bu yüzden (rolü kabul etmek için) acele ettim ve incindim. 'Dillerin' arasındaki uçurum çok büyüktü.



V.G: Bugünkü çekimin konsepti çiçekti. Çiçekleri gördüğünde ne düşündün? Sence tüm kızların sevdiği bir şey mi yoksa sadece ismin üstüne yapılan bir dekorasyon muydu?


J.H: Öncelikle, ben asla hiçbir zaman kızlara çiçek vermedim. Çünkü ablam birinden çiçek aldığı bir gün 'Jong Hyun sakın birine hediye olarak çiçek verme' demişti.


V.G: Kız arkadaşın bundan rahatsız olmadı mı?


J.H: Hayır, hem de hiç olmadı. Özel günleri kutlayan tipte biri değilimdir. Romantik olmayan biriyim, benim tarzım değil. (V.G: Tipik bir Busan erkeğisin yani?) Aynen öyle!


V.G: Çıkışınızdan önce ‘Ul-Zzang’ (Kore'nin güzel yüzü) seçilmiştin. Gençliğinden beri mi kadınların ilgisini çekiyordun?


J.H: Sadece biraz? O kadar çok değildi. Çünkü erkekler için olan bir ortaokuldan mezun oldum ve lisede de karma olmasına rağmen her sınıf cinsiyete göre ayrıldı. (V.G: Ama eminim sevgililer gününde sıran çikolatalarla dolmuştur ve okuldan eve dönerken kızlar seni takip etmiştir.) Evet sanırım öyle. Heyecanlı bir okul hayatı geçirdim.Tek kelimeyle öyleydi!

V.G: Orta okuldayken bir judocuydun. Peki bu spora nasıl başladın?


J.H:  Ben birinci sınıftayken okulumuzun judo klübü açıldı ve oyuncular seçmeye başladılar. O zamanlar vücudumun herkesten farklı bir yapısı vardı, bu yüzden göze çarpıyordu. Zayıf ve çok uzundum. Şu anki boyum 16 yaşımdakiyle aynı. Öğretmenim iyi vakit geçirmem için bana judoyu önerdi. Böylece başladım ve kısa süre sonra ilgi duymaya başladım. Her zaman spor yapmayı sevmişimdir. Genelde bunu pek söylemem ama eskiden tekvandoda 3 veya 4.lük dereceleri kazanmıştım. Judoda da başladıktan kısa süre sonra şehir müsabakasında altın madalya kazandım. Ve (judoyu) etkileyici buldum.


V.G: Judoda doğal bir yeteneğin olduğunu mu düşünüyordun?


J.H: Bu sadece benim hayal ettiğim şeydi. Kısa zamanda ülkenin 1 numaralı judocusu haline gelecek kadar ilerlemediğimi fark ettim ve benden kesinlikle daha yetenekli judocular olduğu için başka şeylerle ilgilenmenin benim için daha iyi olacağını düşündüm. Böylece teknik bir liseye gittim. Orta okuldayken sporda aktif olmama rağmen ders notlarım iyiydi. Ama sıra sadece ders çalışmaya odaklanmaya gelince pek iyi gitmedi. Ders çalışmadaki aceleci hazırlık artık işe yaramıyordu. Bu yüzden daha fazla devam etmeme kararı aldım ve aileme bundan sonra ne yapmam gerektiğini sordum. Onlar da "İstediğin şeyi yap lütfen." dediler.


V.G: Ailen nasıldır?


J.H: Hepsi açık görüşlü insanlar. Evden ayrılmak zorunda kalmadım. Aile baskısı altında boğulan ve huzursuz olan arkadaşlarımı gördüğümde onlar için üzülürdüm. Benim ailem "Dilediğin gibi yaşa, ama sana sadece 20 yaşına gelene kadar destek olacağız." derdi.


V.G: O zaman ailenin kalbini kırdığın anıların yoktur, öyle mi?


J.H: Tabi ki var. Var ama beni gördüklerinde artık söyledikleri kendimi iyi yetiştirmiş olduğum. Aslında anlatamayacağım bir iki şey var. Ama yine de çok eğlenceli bir okul hayatı yaşadım.


V.G: Peki neden kariyerin konusunda bu kadar endişeliydin?


J.H: Şimdi de durum aynı, belirsiz şeylerden gerçekten nefret ediyorum. Kesinlikle yapabileceğimin en iyisini yapmalıydım. Ama belli bir dereceye geldikten sonra her seferinde benden daha iyi birilerinin olduğunu farkediyordum. Egzersiz ve spor dışında iyi yapabileceğim başka bir şey yokmuş gibi görünüyordu. Bu yüzden ne yapmayı sevdiğimle ilgili oldukça çok düşündüm. Sonra karaokede şarkı söylemeyi ve müzik dinlemeyi sevdiğimi fark ettim. Bu yüzden müzik yapmaya çalışmaya ve akademiye gitmeye başladım. Şan ve piyano dersleri alırken Eric Clapton gibi müzisyenleri tanıdım ve (onun gibi) gitar çalarken şarkı söylemeyi etkileyici ve meydan okuyucu buldum.

V.G: Quincy Jones neden müziğe başladığını açıklarken "Bu işe kadınların dikkatini çekmek için başladım. Diğerleri tam olarak ne söylüyor bilmiyorum ama gene de herkes için aynıdır." demişti.


J.H: Bu doğru! Cinsiyeti ne olursa olsun herkesin davranışlarının temelinde karşı cins olduğunu düşünüyorum. Bu, erkeklerin bir konuda üstün olmaya çalışmalarını ve kadınların kendilerini güzelleştirme çabalarını açıklıyor. Her ikisi de aynı. Eğer müziğe neden başladığım konusunda kulağa harika gelen bir sebep göstermeye çalışırsam, romantizmle bunu açıklayabilirim, ama gerçek bu. Neden karaokede şarkı söylemekten hoşlandığımı sanıyorsunuz?


V.G: Kızları heyecanlandıracak önerebileceğin bir şarkı var mı?

JH: Tam olarak öyle değil ama bir favori şarkım var; Park Hyo Shin'in Flowers of Snow'u. (V.G: Ah, Lim Jae Bum'un ‘Confession’ şarkısı gibi). Position'dan One Day gibi moist (*bir müzik türü) şarkıları severim.  

V.G: Şimdiye kadarki hikayeyi analiz edersek okul yıllarında Lee Jonghyun iyi görünümlü biriydi, sıkı egzersiz yapardı , iyi ders çalışırdı ve bir de iyi şarkı söylerdi, değil mi?


JH: Hahaha. Fakat ben çok fazla taşra çocuğuydum. Hemen deniz kenarına koşar ve hava sıcaksa denize dalardım. Bir Deniz Çocuğu?


V.G: MinHyuk kamera fobisi olduğunu söyledi. Ama Jonghyun için, Ul-Zzang olduğun zamanlardaki eski fotoğraflara bakılırsa, bakanda bıraktığın etki 'İstiyorsan, devam et ve çek!' gibiydi.


JH: Hiç fotoğraf çekimi fobim yoktur. Eğlenceli ve rahat bir şey. Fakat video çekimi biraz farklı. Fobim olmadığını düşünüyordum, ama dizide ilk kez rol aldığımda olduğunu fark ettim. Burun deliklerim gerginleştiğim zaman istemsiz olarak büyüyorlar. (Gülüyor)


V.G: Dizi bölümü yayınlandıktan sonra başkalarından gelen yorum ve tepkileri kontrol ediyor musun?


JH: İnternet bağlantım yok. Elbette merak ediyorum. Fakat insanlar ne söylerse söylesin, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Şu an iyi olamasam bile, bir gün gelecekte başarabilirim.

V.G: Colin rolünü almak için tekniğin neydi?


JH: Sanırım bu rol için duygulara önem veriyorlardı. Elbette oyunculuğum o kadar iyi değildi, fakat seçmeler sırasında denedikçe daha iyi oldu. Bu arada, bunun (Eli ile yüzünü gösteriyor) da rolü almamda büyük katkısı oldu. Ayrıca yurt dışından gelmiş çocuk izlenimi de belki etkiledi? Gülümsemediğim zaman soğuk görünüyorum ve bunun Collin'in duruşuyla benzerlik gösterdiğini söylüyorlar.


V.G: Egzotik (yabancıya benzeyen) bir görünüşün olduğunu ne zaman fark ettin?


JH: Küçükken. İlkokuldayken arkadaşlarım melez bir çocuk olduğumu söyleyerek benimle dalga geçerlerdi. Büyük ihtimalle Koreli olmadığımı söylüyorlardı. Bu yüzden ben de eve gittiğimde aileme, "Ben melez bir çocuk muyum?" diye sordum. Onlar da 'Hayır, %100 Korelisin' dediler.


V.G: Rol yaparken seni en çok ne zorluyor? Aksan?

JH: Soğuk bir şekilde konuşmak? Çünkü çeşitli küçük yüz ifadelerim var. Sadece kelimelerle çeşitli hisleri ifade edebilmek zor. Hatta karakter kendi içinde sıcak kalpli ama dışardan soğuk bir duruşa sahipse daha zor. Dışardan görüntüm soğuktur ama aslında kişiliğim öyle değil. (V.G: Collin'in karakteri için kime başvurdun?) Büyüğüm HyunBin'e. Açık sözlü konuşur ama kelimelerine dikkat ettiğiniz zaman konuşurken bazı yerleri vurgulayarak konuştuğunu görürsünüz.

V.G: Kendini izlerken hiç "Bu Collin değil, Lee Jonghyun" dediğin  oluyor mu?

JH: Kendimi izlerken, o ben değilmişim gibi hissediyorum.


V.G: Bu güzel bir haber olmalı! O anda sen kendin olmuyorsun, başka birine dönüşüyorsun.

JH: Fakat sunbae'ler "Oyunculuk seni başka birine dönüştürmez. Sadece kendin olmalısın." , "Eğer başka biri haline gelirsen, farkına varmasan da o adam sen olursun. Oynadığın karakter başka biri olmaz." dediler. (V.G: Rol yapmak çok zor. Kendini onun yerine koymak kolay değildir.) İşte anlatmak istediğim buydu!


V.G: Bugün buraya dizide bazı sahnelerini çektikten sonra geldin. Hangi sahneyi çektiniz?

JH: Dört centilmeni avcumun içine alıyorum ve Colin onları parmağında oynatıyor. Colin tahmin edilmesi zor biri, bir sonraki adımını kestirmek zor.

V.G: Şimdiye kadar yayınlanmış bölümler içerisinde en iyisi olduğunu düşünüdüğün sahne hangisi?

JH: (Tekme atıyor gibi yapıyor) Bence en iyisi buydu. (V.G: Muhteşem tekme?) Evet. Bir keresinde arkadaşım "İnternette heyecan verici bir şey var, başlığı da 'Colin'in ayak oyunculuğu'" diyen bir mesaj attı. Ben de "Ah, insanlar oyunculuğumun kötü olduğunu söylüyorlar" diye düşündüm ve kontrol ettim. Aslında bahsedilen Im Meahri'yi klübün lavabosundan kurtarmaya çalıştığım tekme sahnesiydi. Böylece rahatladım.

V.G: Portal sitelerindeki profiline özel yetenek olarak 'Tekme'yi eklemelisin. I'm A Loner'ın klibinde de dublör kullanmadan kendin zıplamış ve tekme atmıştın.

JH: Evet, öyle. Gelecekte kesinlikle bir aksiyon filminde rol almak istiyorum. Bu konuda kendime çok güveniyorum. (V.G: So Ji Sub'un Movie is The Movie'deki rolü gibi mi?) Oh, evet , o çok havalı. Fakat ben Bourne karakterini denemek istiyorum. (Jason Bourne filmi serisindeki baş karakter) Bourne!

V.G: Çıkış yaptığınız zaman I'm A Loner teaserlarında CNBLUE'nun her üyesinin karakterleri gösterildi. 'Burning' karakterini seviyor musun?

JH: Benim için en iyisiydi. B harfinden Burning'i üretmeyi nasıl başardılar? Gerçekten bir burning im ve bir şeyi yapmak istediğim zaman yaparım.

V.G: Sohbet konumuzu tekrar diziye çevirirsek, en memnun olmadığın sahne hangisiydi?

JH: Annemle telefonda Japonca konuştuğum sahne. Kendim için hayal kırıklığına uğradım. Japonca'nın ilgi alanım olduğunu düşündüğüm için kendime güveniyordum. Ama üstünde düşündükten sonra bunun bir önemi olmadığını anladım. Yabancıların Koreceyi akıcı konuşması her zaman Korece iyi rol yapabilecekleri anlamına gelmez.

V.G: Şahsen ben annen telefonu kapattıktan sonra "Bunu evet olarak kabul ediyorum." repliğini sevdim. Hayranlar da o sahneyi beğendi.

JH: Burun deliklerim üzerinde çok fazla güç vardı. Genişleyip yayıldığı için çok büyüktü. (Gülüyor)

V.G: Colin rolünü oynamaya başladıktan sonra günlük yaşantında değişiklikler oldu mu?

JH: Daha öncesine göre daha sakin oldum. Olağan günlerde her zaman heyecanlı olurdum. (V.G: Evet, olabilir. Colin yalnız başına müzik dinler mesela) Evet. Ama ben müziği herkesle birlikte dinlemeyi severim.

V.G: Dört baba adayıyla tanıştığın zaman neler hissettin?

JH: Tabi ki merak içindeydim. "Bu dördünden hangisi benim babam olacak?" (V.G: Dış görünüşteki benzerlikleri düşünürsek belki Jang Dong Gun'dur?) Ah, onunla nasıl karşılaştırılabilirim. (V.G: O zaman diğer büyüklerinle karşılaştırmakta sorun yok?) Hayır, bu anlamda söylemedim. İlginçtir ki, dördüyle de aramda benzerlikler bulabiliyorum.

V.G: Dizinin sonu için tahminleriniz neler?

JH: Sonunda herkesin mutlu olmasını istiyorum. (V.G: Yani, tam olarak nasıl bir son olabilir?) Sanırım.. Oh, bu çok zor değil mi? Bu konuda senaristin başı dertte olmalı.

V.G: Bence insanlar her zaman seninle tanıştığında sana "Baban kim?" diye soracaklar.

JH: Evet, fakat asla söylemeyeceğim.

V.G: Haftasonuna çok kalmadı. Lütfen söylemesen de bu kağıda yaz. Collin, baban aslında kim?

JH: Eh, bu hafta sonu yayınlanacak bölümü izleyin. Sadece bekleyin. (Gülüyor) (Çevirmen Notu: Kim Do Jin'in konuşma şeklini kullandı.)


*Blogdan yazı çıkarmak , alıntı yapmak yasaktır.


Çeviri: unDineee & Kumru & cage208 @Turkish Boice
English Trans : @eternalfor_JH
Kaynak / Source: [Interview|Trans] CNBLUE Lee Jonghyun for Vogue Girl August @CNBStorm
Photo cr. :  http://planet-b.tistory.com/62

0 yorum:

Yorum Gönderme