İMZA KAMPANYASI

(Araştırma Yazısı) CNBLUE nasıl oluştu? Ve Japonya'daki Hayatları

CNBLUE'nun bugünlere gelebilmek için yaşadıkları...

"Seul Konserine Prinç Çelengi Gönderdik!

CNBLUE'nun ailelerinin de katılmış olduğu 2013 CNBLUE Seul Konseri'ne Turkish Boice olarak pirinç çelengi gönderdik!

CNBLUE, ABU TV MÜZİK FESTİVALİ KAPSAMINDA İSTANBULDA PERFORMANS SERGİLEDİ

CNBLUE'nun 28 Ekim'deki ABU sahnesindeki performansı Kore haberlerine konu oldu^^

BEŞİKTAŞ RADYO'DA CNBLUE SAATİ

Hafta İçi HER GÜN Saat 12-13 arası CNBLUE şarkılarıyla http://www.besiktasradyosu.com/'da!

Boice Ne Demektir?

CNBLUE hayranlarına neden "Boice" denildiğini hiç merak ettiniz mi? Öyleyse bu yazıyı okumalısınız.

CNBLUE'yu seviyorum çünkü...



S1.CNBLUE'yu seviyorum çünkü; ...
 

S2.CNBLUE'da kendinize en çok benzettiğiniz, ya da kendinizden bir şeyler bulduğunuz neler var?


Aslı Şule Yaman

Asla vazgeçmiyorlar ve en iyisini yapmak için çok çalışıyorlar. Müzikleri insana hayatı sevdiriyor ♥ Kendileri de tabi :D Aslında çok neden var sabaha kadar sürebilir sevme nedenimi yazmak :) Gerçekten samimiler her konuda, yapmacık değiller, şeytan tüyü var herhalde, kendilerini sevdiriyorlar hemen keratalar :D Bitaneler onlar, insan sevmesin de ne yapsın :) Yetenek abideleri, çok sevecenler, hayranlarına karşı çok iyiler ve onları çok seviyorlar, birbirlerine karşı da çok samimiler, çok iyi anlaşıyorlar, imkansız diye bir şey yok hayatlarında; isteyince bir şeyi çok çalışıp başarmaya gayret ediyorlar, bıkmadan usanmadan ilk günkü heyecanlarıyla, hatta daha fazlasıyla müzik yapıyorlar. Sesleri büyüleyici, Yong’un sesi her tür şarkıya uyuyor, güçlü ve değişik bir sesi var. Jong’un sesi çok romantik :) İnsanı resmen büyülüyor.Jungshin ve Minhyuk çaldıkları enstrümanlarda gerçekten çok yetenekliler. Oyunculuk desen hepsinin maşallahı var, grup zaten karizmalar grubu. Hepsi birbirinden yakışıklı dört genç. Hepsinin de kendine özgü güzellikleri var. CNBLUE diğer gruplardan farklı olarak hem çalıyor hem söylüyor dans etmeden. Bu da onlara farklılık katıyor; çünkü dans ederek şarkı söyleyen bir çok grup var. Her türden şarkılar söylüyorlar rock, pop, slow gibi, şarkıları hiç bıkmadan defalarca dinlenebilir (ben öyle yapıyorum:)). Müzikleriyle bir yerlere gelmeye çalışıyorlar, başka şeylerle değil. Hedefleri çok büyük ve onlar bunu başaracaklarına inanıyorlar, biz de tabi. Kendileri gibi, herkese de “yapmak istediğinizden asla vazgeçmeyin” diye tembihliyorlar. Aslında daha söylenecek çok şey var ama bunlar aklıma geldi şimdilik :D

Aslında üyelerin hepsinde kendimle benzerlikler buluyorum. Jong yapı itibariyle biraz çekingen, ben de öyleyim. Min düzen konusunda titizdir, aynı ben. Jungshin pot kırar bazen (ama biz onu böyle seviyoruz:)) bende de var o özellik. Yong alışveriş yapmayı, takıları, saatleri çok sever, ben de aynı şekilde çok seviyorum. Bir de Yong gibi arılardan çok korkarım :) Yani hepsinde kendimden bir şeyler buluyorum. Bir de dans etme konusunda aynı kaderi paylaşıyoruz :D


Miyase Kaya

Yonghwaya gerçekten aşık oldum nedenini ben de bilmiyorum:) Ama cnblue gerçekten çok çalışıyor, hayalleri için her şeyi yapıyor. Bu çok güzel bir şey :)

Bu grubu bana tanıtan Yonghwa ve onun gibi acayip hareketli ve neşeliyimdir  :)

Fadime Şahin

Çünkü; yapmacıklıktan, sahtelikten uzak bir grup. Gerçekçi, sevecen ve samimi bir grup. Abilerim benim. :)
Çünkü gerçekten müzik için varlar. Çünkü onlar hep olmalı ve biz onları her daim desteklemeliyiz. :)


İkbal Işıklı 


Müzik konusunda çok iyiler, çok iyi müzik yapıyorlar. Bütün şarkıları birbirinden güzel. Ayrıca kişilik olarak da grup üyeleri çok sabırlılar, çalışkanlar, azimliler ve birbirlerine kardeş gibi bağlılar ve daha sayamadığım bir sürü neden var.

(Benzerlik) Aaaa, tabi ki YongHwa’nın çok konuşması. :D Bir de JongHyun’un kafasına koyduğu şeyi yapması ve onun dağınıklığı. :D

Burcu Çibuk

Lee Jonghyun’un bir fotoğrafını çok beğendim. Bir anda enn... çok sevdiğim oldu. Sonra öğrendim ki cnblue diye bir grubu varmış. İlk Lie şarkısını dinledim. LJH’un sesi çok etkiledi. Sonra daha çok dinlemeye başladım; bu sefer Yonghwa’nın ne kadar içten söylediğini fark ettim. Sonra Jungshin’in ne kadar masum görünüşlü olduğunu gördüm. Şarkılarının farklı bir yapısı olduğunu fark ettim. Müzikleri etkileyici, hep canlı. Sonra işlerine ne kadar önem verdiklerini; şarkıları hem yazıp, hem besteleyip, hem de söyleyecek kadar yetenekli olduklarını gördüm. Sonra fanlarına ne kadar değer verdiklerini, son olarak hepsi çok tatlı seviyorum onları çoo...k♥


Nihan Nıhan

Samimi ve doğallar...


(Benzerlik) Yong Hwa'nın uyku saati :))


Ayşe Nur Öztürk

O şarkıları beni kalbimden vurdu. Jong’a acayip hastayım. Aşığım da diyebiliriz. Minhyuk’un sevimliliğine bayılıyorum. Jungshin patavatsız, pot kırıcı bebek :D Ve Yong hwa en iyi lider sıfatını en çok hak eden insan. Grubun babası gibi. Hani babalar kendi sorunlarını da, evin sorunlarını da kimseye yansıtmaz, kendi yıpransa da içinde halleder ya. Yong hwa bana bunu hatırlatıyor. Ayrıca nasıl bir insandan bu kadar söz çıkabilir ki ? O.o Gerçekten çok hayret ediyorum. :)
Ve son olarak grup içi sevgileri ve bağları. Jungshin’in Yonghwa’ya üzüm koyup, not bırakması; Jong’un baterist değişirse bascı <uyduruk kelime :D> da değişir demesi. Keke. Jong, Jungshin’i satmış ama olsun; Minhyuk’u savunmuş aşkım :) Ama tekrar söylüyorum. Şarkılarını kendilerinden bile çok seviyoruuum ♥ Ah, evet. Bir de zorluklar. Bugünlere gelmeyi, hatta daha fazlasını hak etmişler. Müzikleriyle başarıyı yakalayabilmek için çok sefalet çekmişler. Hepsi de tam bir idol yani ♥ Onları örnek alsam ben de başarıdan başarıya koşarım heralde  :D

Jung shin’in pot kırışları bana beni hatırlatıyor. Düşünüyorum da acaba küçük oluşumuzdan mı ? O grubun maknaesi ben evin. :D Psikolojimiz bizi pot kırmaya zorluyor sanırım. -,- :D

Gülsüm Gürcan

Müziğe dair her şeye sahip olan bir grup. Her tarzda şarkı söyleyebilen, yetenekli bir vokaliste sahip bir grup. Eğlenceli, içten, sevecen, yapmacık tavırlardan uzak. Dahası en küçük üyesi, en uzunu, en büyüğü, en kısası falan, gayet hoş bir durum bence :D Jonghyun'un sesi, bakışları, cool tavırları... Jungshin'in saf, temiz, sır döken halleri. :D Min hyuk'un utangaç, tatlı, sevimli çocuksu hali. :D Yonghwa oppanın o eşsiz sesi, güzel yüzü, bozuk dişleri... Her şeyleriyle harikalar. Hayranlarına değer veriyorlar. Kendi aralarında da abi - kardes gibiler. Bizim içinde abi gibi 4’ü de :) Besteleri, şarkı sözleri çogu zaman kendilerinin. Yonghwa duyguyu tamamen sesiyle bize aktarabiliyor... Her performansları canlı. İşlerine çok önem veriyorlar. Daha neler neler yazılır daa... :D

Yonghwa'nın korumacı tavrı tamamen ben yani :D Minhyuk'un çocuksu duruşu falan :D

Yurda 'Nur Aydoğdu

Çektikleri zorluklardan bu günlere gelmiş gerçek bir grup. Tüm benlikleriyle birbirleri için mücadele edip aile olmuşlar. Şimdi gel de bu grubu sevme. :) En önemli sebebim bu. Diğer sebeplere gelince bunların hepsini bir yoruma sığdırmak imkansız.

Hatice Öztekin

Onlar benim Yaşam Sevincimm ♥

Rumeysa Yilmaz

Cnblue'yu neden seviyorum?... Aslında birçok sebep var ve bana sorduklarında o kadar konuşmaya üşendiğim için 'bilmiyorum, sadece seviyorum' diyorum ama burada uzun uzun anlatasım geldi. :P Evet, müzik tarzlarını seviyorum, ama asıl sebep bu değil; asıl sebep onlar... En başta farklılar bir kere.. Herkesten, her şeyden.. Klasik K-pop dünyasının içinde herkesten farklı olarak çıkış yapıp tutunmaya çalıştılar. Birçok karşı tepki aldılar, ama pes etmediler. Çok zorluk çektiler ama vazgeçmediler. Her ne kadar idol diye anılsalar da aslında müzisyen olduklarını kanıtladılar. K-pop dünyasına yenilikler getirdiler. Ve en önemlisi de, onlar yüzlerce beyaz gülün arasındaki tek tük kırmızı güllerdi. Farklı olduklarını biliyorlardı, ama bu farklılıktan ötürü ne kendilerini üstün gördüler, ne de o kadar beyazın arasında kendilerini garip karşılayıp onlar gibi olmak istediler. Her zaman kendileri gibi, CNBLUE gibi oldular.... 


Ve '2. soru kime benziyorum? Bunu ben de bir aralar çok düşünmüştüm... :) Aslında 4'ü de o kadar farklılar ki, kendimde hepsinden bir şeyler buluyorum... JH'un o rahat, umursamaz gibi görünüp, ama aslında içinde yaşayan tavırları, MH'un yalnızlık sevgisi, JS'in bir pot kırdıktan sonra yüzünde oluşan utanmış, ama utandığını belli etmemeye çalışan o sevimli ifade, YH'nın olayları hep içinde yaşayıp, dışarıdan güçlü görünmeye çalışması... Ve daha bir sürü... Bence herkes kendinde 4'ünden de bir şeyler bulacaktır :) Çünkü kişilikleri birbirinden o kadar farklı, hatta öyle zıtlar ki onlara baktığımda 'zıt kişilikler birbirini çeker' sözünü daha iyi anlıyorum :) Ve sadece biri değil de hepsiymiş gibi hissediyorum ^^

Elifnur Koçbıyık

Çünkü onlar bana K-Pop'u sevdirdiler. Gerçi sadece onları dinliyorum, başka Kore grubu dinlemiyorum, ama olsun. CN Blue diğer sevdiğim rock grupları kadar iyi ve farklı bir kültürden oldukları için benim için daha da ilgi çekici. Bir de You're Beautiful'da Yong Hwa'nın karakteri o kadar kibar olmasaydı bu grubu tanır mıydım bilmiyorum. :)


Rüya Bradley James 

Ah ne demeli nasıl başlamalı lafa :) Bu çocukların yaptığı gerçek müzik. Şüphesiz o şarkı sözleri, Yong Hwa'nın o içten, samimi sesi, JH'un beni benden alan o gitar soloları, bu çocuklar tek kelime ile harika. Uzun süreli müzik hayatı diliyorum onlara :)) JH o gitar sololarını çalarken surat ifademiz hep aynı artık izleye izleye onu :) 

Grupta sessiz sakin tavırları dışarıdan çok soğuk duruyor gerçekten, ama bir şeyleri kendi içinde yaşıyor. Bu yönden ona benzediğimi düşünüyorum onu olan düşüncelerimi anlatmaya kalksam... :D Hiç başlamayayım :D Son olarak kalplerimiz onlarla. Onlarla aynı dili konuşuyoruz. Bu da ''müzik''. Umarım bir gün gelmeniz dileğiyle buralara :)) Burning Guitar Freak JongHyun der ve giderim :D
 



Bu sohbet sayfamızda gerçekleşti ve arkadaşlarımızın bu harika yorumlarını blog okuyucularımızla da paylaşmak istedik. Keyifli sohbetlerimizin devamı için sabırsızlanıyoruz ^.^


Sohbetin Aslı

Notalar ve Sözler - Bölüm 1


Not: Bu hikayede gerçek kişi ve mekan isimleri geçmesine rağmen yazılan “karakterler dahil her  şey tamamen” hayal ürünüdür. Bu yüzden, lütfen SAKIN ciddiye almayın, İSMİ GEÇENLERE DÜŞMAN OLMAYIN ve sadece eğlenin. Bir de okurken aklınızdan çıkarmayın, hikayeyi 1. ağızdan yazma sebebim: FİLİZ sensin sevgili okuyucu. Sen bu hikayenin kahramanısın :)

Bölüm 1 - 1 -

Büyük valizimi sürüyerek çıkışa doğru hızlıca ilerliyordum. Koreye ilk gelişimdi. Şirketten buraya transferimi kendim istemiştim ama gelme sürecim düşündüğümden daha hızlı gelişmişti. Korece biliyordum fakat geliştirmek için vakit bulamamıştım. Gideceğim adreslerin yazılı olduğu not defterimi ve Seule daha önce gelen arkadaşlarımın bana kaybolmamam için çıkardıkları ayrıntılı krokiyi defalarca kontrol etmiştim. Gergindim, evet. Ama aynı zamanda yeni yerler göreceğim, bambaşka insanlar tanıyacağım için içim kıpır kıpırdı. Yeni mücadelem başlıyordu ve bunu da başarmak için kararlıydım.

Hava alanının çıkışına doğru ilerlerken bir anda çığlıklar yükselmeye başladı. Karşımdan bana doğru gelen kalabalığı görünce şaşkınlıktan donup kalmıştım. Kalabalık yanımdan geçerek beni geride bırakınca ne olduğunu anlamak için arkama dönüp baktım. Karşıdan b kişi geliyordu. İlk önce el sallayan iki tanesini gördüm. Çok sevimlilerdi. El sallıyor, verilen hediyeleri kabul ediyor ve herkese gülümsüyorlardı. Ve bir anda “o”nu gördüm. Etraftaki tüm sesler ve insanlar sanki kayboldu.  Onu ilk orda, o an görecektim.


Üstünde gri kolsuz bir sweatshirt vardı. Siyah gözlükleri kusursuz yüzüne ne kadar da yakışmıştı. Bronz teni, atletik vücudu ve gülümsemesinin etrafa saçtığı ışık gözümü kamaştırarak bana nerede olduğumu unutturmuştu. Kimdi bunlar? Birden kalabalıktan biri adını haykırdı: “Jonghoon oppa!!”

Jonghoon’un FTISLAND grubunun lideri olduğunu sadece birkaç saat sonra öğrenecektim.  Ama o an kafamda sadece adı yankılanıyordu, Jonghoon… Kendime gelip, saate baktım. Hava fazla kararmadan kalmam için ayarlanan konuta varmam gerekiyordu.

Aniden döndüğüm için yanımdan hızla geçen kişiye çarptım. Valizim yere düşmüştü. Çarptığım kişi umursamadan hızla yürümeye devam etti. Hata bende olsa da o tavrı yüzünden çok sinirlenmiştim, Hey!! Önüne baksana!  diye arkasından bağırdım. Duraksamadan sadece kafasını çevirip şöyle bir baktı ve yürümeye devam etti. Krem rengi tuhaf duran bir beresi, kareli bir gömleği ve güneş gözlüğü vardı. Hayret verecek kadar beyaz bir tene sahipti. Ama çığlıklar niye benim tarafıma doğru tekrar gelmeye başlamıştı?

-“Oppa!! Yonghwa oppa! Jonghyun!”

Tepem atmaya başlamıştı artık. Hemen valizimi kaldırıp, çıkışa doğru hızla yürüdüm. Neyse ki karşılayacak araba beni bekliyordu. Nerdeyse duraksamadan şoföre kendimi tanıtarak selam verdim, valizi ona bırakarak arabanın sessiz ortamına kendimi attım.

-Ne kadar da ukalaydı. Onu tekrar görürsem yapacağımı biliyorum, diye sinirle söyleniyordum ki...  
-Sen bana çarptın. Üstelik özür bile dilemeden bağırmaya başladın.

Şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim, kafamı yavaşça onun tarafına çevirdim. Siyah camdan dışarıyı izliyordu. Bana çarpan kişiydi.
 
-Ama… Sen… Biz… niye aynı arabadayız? 

Kafam karışmıştı, neler oluyordu?

-Yonghwa’yı başkan aniden çağırdığı için ofise gitmesi gerekti. Çok yorgun olduğumdan eve bir an önce gidebilmem için aynı yöne giden şirketin bu arabasına binmem söylendi. 

O ne kadar soğukkanlıysa, ben tam tersiydim. Sinirden nerdeyse kulaklarımdan alevler çıkacaktı.

-Aynı şirkette miyiz!? 

Sinirli bir ses tonuyla her zamanki gibi kelimeler ağzımdan çıkıvermişti. Düşünmeden konuşma huyumu bırakıp, ona zekice bir cevapla hak ettiğini vermek isterdim. Derin bir nefes alıp, kendimi sakinleştirmeye çalıştım.

Şaka mı bu? diye sessizce kendi kendime mırıldandım. O ise, ipodunun kulaklıklarını çoktan takmış telefonuyla birilerine mesaj atmakla uğraşmaya başlamıştı. İçimi çektim ve dışarıyı izlemeye başladım. Hava karardığı için fazla bir şey göremesem de içim tekrar kıpır kıpır olmaya başlamıştı. Ipodumun kulaklığını taktım ve heyecanla binaları, caddelerdeki kalabalığı inceleyerek buradaki yeni hayatımla ilgili düşüncelere daldım.

***
Önce onun oturduğu 2 katlı binanın önünde durduk. Bana dönüp gülümseyerek,

-İlk gününde şimdiden başarılar. Umarım şirkette de bugün olduğun gibi dikkatsiz olmazsın. İyi geceler, diyerek arabadan indi.

Sadece bakakaldım; gülümseyince ne kadar farklı görünüyordu… Başımı salladım ve gene bir şey söyleyemediğim için kendime kızdım. Kore’de adam öldürmenin cezası ne acaba, diye düşünerek oturduğum yerde yumruklarımı sıkarak eve girişini izledim.


Sadece 2 bina sonra araba tekrar durdu. Bu kadar yakın mı oturuyorduk? Umarım tekrar aynı arabada olmamız gerekmezdi. 

Şoför çok nazikti, valizimi 2. kattaki odama çıkarmama yardım etti. Burası yurt tarzında bir binaydı, anlaşılan tek başıma kalacaktım. Ev arkadaşım olmasını ne çok isterdim. 

Etrafa hızlıca baktıktan sonra kendimi yatağa attım. Kollarımı iki yana açıp gerinerek,  yarın başlayacak olan yeni maceramı düşünüp gülümsedim.


Bekle FNC, ben geliyorum!

Bölüm 2 için Tıklayın.