İMZA KAMPANYASI

Notalar ve Sözler - Bölüm 11

Önceki bölümler için tıklayınız: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6 - 7 - 8 - 9 - 10

Not: Bu hikayede gerçek kişi ve mekan isimleri geçmesine rağmen yazılan “karakterler dahil, her şey tamamen” hayal ürünüdür. Bu yüzden, lütfen SAKIN ciddiye almayın, İSMİ GEÇENLERE DÜŞMAN OLMAYIN ve sadece eğlenin. Bir de okurken aklınızdan çıkarmayın, hikayeyi 1. ağızdan yazma sebebim: FİLİZ sensin sevgili okuyucu. Sen bu hikayenin kahramanısın :)

Bölüm 11

Not: Bölümü şarkıyı dinleyerek okumanızı öneririm.


Geç kalmıştım!
 
Takside giderken durmadan saatime bakıyordum. Konserden sonra işlerin bu kadar uzayacağı hiç aklıma gelmemişti. Gözümün önüne karşımda parmağını sallayan Jonghyun geldi.
 
-Çok açım ve sen gelene kadar diğerleri yemek yememe izin vermeyecektir. O yüzden sakın geç kalayım deme.
 
Söz konusu yemek olunca gözü başka hiçbir şey görmüyordu ve acele etmezsem eminim ki bütün gece başımın etini yiyecekti.
 
Restoran kapalı bir yolda olduğu için taksiden indim. Kestirme olduğunu düşündüğüm bir sokağa saparak hızlıca yürümeye başladım. Arkamda ayak sesleri duyunca irkildim ve kim olduklarını görmek için hafifçe başımı çevirdim. 2 kişiydiler ve ben adımlarımı hızlandırdıkça, onlar da hızlanıyordu. Koşmaya başlasam bile bana yetişmeleri kaçınılmazdı. Gene de denemeye değerdi. Bana yetiştiklerinde kendimi nasıl savunacağıma dair ihtimalleri gözden geçirerek koşmaya başladım.
 
Önce siyah bereli olan bana yetişip yolumu kesti. Bütün gücümle avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. Bir taraftan da kendimi savunabilmek için çantamda silah olarak kullanabileceğim bir şeyler arıyordum. Saldırganlardan diğeri boğazımdan tutarak beni susturdu ve çantamı elimden hızla çekti.
 
Tam o anda bir patırtı koptu ve yere düşme sesi duydum. Başımı çevirince Minhyuk’u gördüm. Diğer saldırgan tam karşısındaydı ve karnını tutmuş, Minhyuk’a saldırmaya hazırlanıyordu.
 
Normalde onu görünce biraz da olsa rahatlamam gerekirken, daha çok korkmaya başlamıştım. İki kişiye karşı tek başına ne yapabilirdi ki? O karşımda benim için mücadele ederken böyle duramazdım. Beni tutanın dikkatinin dağılmasını fırsat bilerek bacağına tekme attım. Bu sırada diğerinden sıyrılan Minhyuk yanıma gelerek elimi tuttu ve beni biraz ileriye götürdü.
 
-Filiz birlikte koşarsak bize yetişeceklerdir. Ben onları oyalarken hemen buradan uzaklaş ve yardım çağır. Hadi!
 
Karşıda bize yaklaşmaya başlayan 2 karanlık yüze baktım. Ben gidip yardım çağırana kadar ya Minhyuk’a bir şey olursa?
 
-Hayır!
 
Minhyuk şaşkın gözlerle bana baktı.
 
-Hayır! Ya birlikte gideceğiz, ya da birlikte kalacağız. Seni bırakmayacağım.
 
Minhyuk kararlı gözlerimi görünce fikrimi değiştirmeyi başaramayacağını anlamıştı.
 
-Her zamanki gibi çok inatçısın.
 
Beni arkasına almış geri geri giderken saldırganlar bize doğru yavaş yavaş yaklaşıyordu. O anda koşarak yanımdan geçen Jonghyun’u gördüm. Saldırganlardan birine tekme atarak onu yere düşürdü. Minhyuk da diğerinin Jonghyun’a saldırmasına izin vermeden dönerek ona tekme attı.
Kavga çok uzun sürmemişti. Bir ara Minhyuk’un Jonghyun ona yardım edene kadar karnına aldığı birkaç tekme beni çok korkutmuştu. Saldırganlar kaçarken arkalarından bakan Jonghyun kolunu Minhyuk’un omzuna atmıştı. Minhyuk hala karnını tutuyor olmasına rağmen ikisi de gülüyordu. Ben korkudan kendime gelememişken onlar nasıl gülebiliyorlardı?
 
-Minhyuk, o attığın tekme fanmeetingde gösterdiğin tekme miydi? Benden gizli judo mu çalışıyorsun yoksa?
 
Minhyuk hala gülüyordu.
 
-Ben de kendime inanamıyorum. Filiz’i o halde görünce aklımı kaybedeceğimi sandım.
 
Sonunda beni hatırlamış olacaklardı ki ikisi de yanıma geldi. Minhyuk hafifçe eğilerek yüzüme baktı.
 
-Filiz, iyi misin? Sana zarar verdiler mi? Hastaneye gitmek ister misin?
 
-Ben…
 
İyi olmadığımı düşünmüş olmalılardı ki karşımda endişeli gözlerle bana bakıyorlardı. İkisi de darbeler almışlardı. Özellikle Minhyuk. Olanların tek suçlusu bendim. Eğer geç kalmasaydım, eğer bu sokağa sapmasaydım şimdi restoranda keyifle yemeğimizi yiyor olacaktık.
 
Minhyuk’un karnına dokunarak yüzüne baktım.
 
-Canın çok yanıyor mu?
 
Minhyuk böyle bir şey beklemediği için şaşırdı. Hala titrediğimi görünce sakinleşmem için başımı omzuna bastırdı.
 
-Merak etme, ben iyiyim.
 
Sımsıkı ona sarıldım, rahatlamıştım. İyi olduğu için çok mutluydum.
 
-Seni öyle görünce çok korktum. Çok üzgünüm. Hepsi benim yüzümden oldu.
 
Başımı kaldırınca bana gülümseyerek baktığını gördüm.
 
-Her şey yolunda. Bak, hepimiz iyiyiz. Korkma artık.
 
Karmakarışık olmuş ve terden alnına yapışmış saçlarına baktım.
 
-Şu haline bak.
 
Saçlarını elimle düzelttim. 

Jonghyun çoktan sokağın çıkışına yürümüştü ve arkası dönük bizi bekliyordu. Yanına gittiğimizde minnetle ona baktım.
 
-Teşekkür ederim.
 
Önemli değil, der gibi elini salladı ve restorana doğru yürümeye başladık.  İlk Jonghyun konuştu.
 
-Minhyuk sen geç kalınca sana bakmak için çıktı. Dönmesi uzun sürünce merak edip arkasından gittim. Ben gelmesem siz iki ufaklık ne yapacaktınız merak ediyorum.
 
Bunları dalga geçerek söyleyen Jonghyun birden ciddileşti.
 
-Beni gerçekten çok korkuttun. Artık geceleri tek başına dışarı çıkmanı yasaklıyorum. Sadece burada Japonya’da değil, Kore’de de.
 
-Ne demek yasaklamak? Ben senin evcil hayvanın mıyım?
 
Minhyuk bu kadar kısa sürede eski halimize dönmemize gülüyordu.
 
-Ve benim tanıdığım Filiz geri döndü.
 
Restoranın önüne gelince Jonghyun durdu.
 
-Bundan diğerlerine bahsetmesek iyi olur. Boşuna meraklanmalarına gerek yok.
 
Haklıydı. Tamam, anlamında başımızı salladık. Minhyuk kolunu Jonghyun’un omzuna attı ve gülerek içeri girdiler.
 
Arkalarından baktım. İkisi de sağlıklı olduğu için mutluydum. Böyle dostlara sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyordum. Onlara borcumu ödemem gerekiyordu.
 
Ne zaman ne isterlerse onlara yardım etmek için elimden geleni yapacaktım.


0 yorum:

Yorum Gönderme