İMZA KAMPANYASI

Notalar ve Sözler - Bölüm 6

Bölümler için tıklayınız: 1 - 2 - 3 - 4 - 5

Not: Bu hikayede gerçek kişi ve mekan isimleri geçmesine rağmen yazılan “karakterler dahil, her şey tamamen” hayal ürünüdür. Bu yüzden, lütfen SAKIN ciddiye almayın, İSMİ GEÇENLERE DÜŞMAN OLMAYIN ve sadece eğlenin. Bir de okurken aklınızdan çıkarmayın, hikayeyi 1. ağızdan yazma sebebim: FİLİZ sensin sevgili okuyucu. Sen bu hikayenin kahramanısın :)

Bölüm 6 

Neden olduğunu bilmiyordum ama bugün içim kıpır kıpır uyanmıştım. Sonbahar olmasına rağmen dışarda güneşli, muhteşem bir hava vardı. Radyoyu açtığımda CNBLUE’nun Wake Up şarkısı çalıyordu.
 

Dans ederek neşeyle dolabımı açtım. Jungshin’in seçtiği kıyafetlere göz attım ve giymek için mavili bir elbiseye karar verdim. Yeni giyim tarzıma son birkaç gündür alışmıştım ama topuklular konusunda hala biraz sorun yaşıyordum. Zamanla ona da alışırdım sanırım, değil mi?
 
İşe vardığımda kafamda hala Wake Up’ı söylüyordum. Bugün içim içime sığmıyordu, çocuk gibi yaramazlık yapasım vardı.
 
-Keşke işe gelmek yerine Jungshin’le dilediğimiz gibi etrafta serserilik yapabilseydik, diye düşündüm.
 
Ofise girdiğimde bölüm müdürünün yanına gitmem söylendi. Daha önce hiç müdürü görmem gerekmemişti. Yanlış bir şey yapmamış olmama rağmen çekinerek kapısını çaldım ve odaya girdim.
 
Odadan çıkarken sevinçten başım nerdeyse tavana değecekti. Söylediği haberi duyduğumda müdürün karşısında çığlık atıp ona sarılmamak için kendimi zor tutmuştum. Ben CNBLUE ile Japonya’ya gidecektim! Japonya! Hayallerimin ülkesi! Bunu hemen Minhyuk’a anlatmalıyım, diye düşünerek sevinçle kapıya koştum. Kapıdan henüz çıkmıştım ki, Jaejin’le karşılaştım. Yüzümü görünce elindeki telefonunu cebine koydu ve gülmeye başladı.

 -Haberi aldın demek.
 
Şaşırmıştım. Jaejin nerden biliyordu?
 
-Japonya’ya ne kadar çok gitmek istediğini hepimiz biliyorduk. Başkanla konuşmamız için gruptakiler her zamanki gibi beni ve Yonghwa hyung’u seçtiler. Başkan tabi ki bizi kırmadı. Ama çok yorucu bir tur olacak, çok çalışman gerekecek. Kendini bu zorluklara hazır hissediyor musun?
 
Jaejin’in ellerini tutarak ve onu da döndürerek etrafında zıplamaya başladım.
 
-Çok çalışacağım, o kadar çok çalışacağım ki hepsi bensiz bir daha hiçbir tura gitmek istemeyecek! Jaejin, çok teşekkür ederim!
 
Gülerek elini başımın üstüne koydu ve beni durdurdu.
 
-Çok çalışacağına eminim. Hepimiz sana güveniyoruz.
 
Birden aklıma geldi.
 
-Yonghwa nerde? Ona da teşekkür etmek istiyorum.
 
Müzik odalarından birinde olduğunu duyunca ona el salladım ve tekrar koşmaya başladım. En yakınımda 3 numaralı müzik odası vardı. Orda olabileceğini düşünerek kapıyı yavaşça araladım.  

Jonghyun kapının açıldığını duyunca başını çevirdi. O kadar mutluydum ki herkese haberi vermek istiyordum. Herkese; hatta Jonghyun’a bile.
Yüzümü görünce kafasını çevirdi ve önündeki kağıtlara bir şeyler karalamaya devam etti. Yeşil PRS’i kucağında duruyordu. İçime sığmayan sevincimin etkisiyle o umursamaz tavrını görmezden gelerek içeri girdim ve anlatmaya başladım. Ben sevinçle Japonya haberimi ve oraya gittiğimde yapmak istediklerimi anlatırken o hiçbir tepki vermeden önündeki kağıdı karalamaya, arada kucağındaki gitarıyla bir şeyler çalmaya devam ediyordu.
 
-Aklıma gelmişken, Chanmi’yle bilmem gereken bir gelişme oldu mu?
 
Sorumu duyunca bir anda durdu ve hiç bir şey söylemeden bana baktı.
 
-Sessizliğini hayır olarak yorumluyorum. Bence ilk olarak şu tavırlarınla ilgili konuşmalıyız. Kızlara nasıl davranman gerektiğini bildiğini hiç sanmıyorum. Sadece vücut çalışmakla olacağını düşünmüyorsun herhalde. Zaten boşuna çalışıyorsun bence. Hiçbir fark göremiyorum.
 
Jonghyun gitarını masaya bırakarak aniden ayağa kalktı.
 
-Demek farkı görmek istiyorsun.
 
İki eliyle tişörtünü alttan tuttu ve yavaşça kaldırmaya başladı. Ellerimle gözlerimi kapattım ve çığlık attım.
 
-Tamam, sözlerimi geri alıyorum!
 
Kahkahalarını duyunca parmaklarımı aralayarak ona baktım.
 
-Gerçekten tişörtümü çıkaracağımı düşünmedin herhalde. Çok fesatsın.
 
Sanki yapan o değilmiş gibi ben kötü olmuştum. Çok kızmıştım. Ona atacak bir şeyler aramaya başladım. Yanımdaki masada duran küçük plastik bir FNC biblosunu alarak, ona fırlattım. Havada yakalamıştı. Ağzım açık ona bakakaldım.
 
Burada durmak artık benim için sadece vakit kaybıydı. Yonghwa’yı bulmak için ayağa kalktığımda kapı açıldı. İçeri giren Jonghoon’du. Onu görmeyi beklemediğim için heyecandan olduğum yerde donup kalmıştım.
 
-Afedersiniz, bu kattaki diğer odalar doluydu. Buranın boş olabileceğini düşünmüştüm.
 
-Benim işim bitmişti zaten, gelebilirsin, diyerek Jonghyun eşyalarını toparlamaya başladı.
 
Kapıdan çıkmak üzereyken hafifçe dönerek bana baktı. Ne kadar da saftım. Aslında Jonghoon’la bizi yalnız bırakmak için odadan çıkmıştı. Nedense kendimi birden çok tedirgin hissettim. Şimdi Jonghoon’la ne konuşacaktım?
 
-Rahat çalışman için ben de çıksam iyi olacak, diyerek kapıya doğru yönelmiştim ki ayağım o dümdüz yolda neye takıldıysa dengemi kaybettim. 

Tam düşmek üzereyken Jonghoon’un bana doğru yaptığı hamleyle ona sarılarak kurtulmuştum. Sandalyeye kadar bana destek oldu ve oturmama yardım etti.
 
-İyi misin?
 
Yanımda durmuş, endişeli gözlerle bana bakıyordu. Sandalyeye kadar onun kollarında gelmemin heyecanı ve onun kokusunu bu kadar yakından hissetmek aklımı bomboş yapmıştı. Deli gibi atan kalbimin sesinin bir an için tüm odada yankılandığını düşündüm.
 
Sorusuna saf saf, hala topuklulara alışamadığımı söyleyerek yanıt verdim. Söyler söylemez de pişman oldum. Cevabımı duyunca bana gülümseyerek baktı. Gülümsemesini bu kadar yakından görmemle kalbim artık kaldırabileceği bugünkü sınırlarını aşmaya başlamıştı.
 
Karşısında anlamsız bir şeyler söyleyebileceğimden korkarak gitmek için ayağa kalktım. Çok hafif, belli belirsiz topallıyordum, ama sorun değildi. Biran önce kendimi açık havaya atmalıydım.
 
Jonghoon bu kadar çabuk kalkmama şaşırmıştı.
 
-Bense sana mini bir konser vermeyi planlıyordum. (Sanki gizli bir şey söyleyecekmiş gibi bana doğru eğilip fısıldayarak devam etti.) Ayağını ilaçlardan daha hızlı iyileştirecek, büyülü bir şarkı biliyorum.
 
Doğru mu duymuştum? Gitmemi istemiyor muydu?
 
-Müziğe asla hayır demem. Özellikle sihirli güce sahip olanlara, diyerek güldüm ve kalktığım sandalyeye geri oturdum.  

***
Çatı katına çıktığımda ilk yaptığım şey gülümseyerek yüzümü güneşe çevirmek oldu. Az önce yanında olduğum güneş o kadar sıcak ve büyüleyiciydi ki, şu an yüzümde hissettiğim sadece onun yansıması olabilirmiş gibi geliyordu. Kenara doğru giderek şehre baktım. Avazım çıktığı kadar bağırmak istiyordum: “Ben Jonghoon’a aşığım!”
 
-Kendini aşağı atmayacaksın, değil mi?
 
Döndüğümde Jonghyun’u her zaman oturduğum bankta otururken gördüm. Meraklı gözlerle beni izliyordu.
 
-İyi geçmişe benziyor. Yüzün… Sen ışıldıyorsun.
 
Ondan güzel bir şey duymak beni şaşırtmıştı. Gülümseyerek yanına oturdum.
 
-Evet, güzel geçti. Bana gitar çaldı ve müzik hakkında konuştuk. Eğlenceli ve heyecan vericiydi.
 
Dalgın gözlerle hiç bir şey söylemeden beni dinliyordu. Sanırım Chanmi’yi düşünüyor olmalıydı. Henüz onlar için bir şey yapamadığımdan kendimi suçlu hissettim.
 
-Bu cumartesi Jungshin’in doğum günü partisinde sizi Chanmi’yle bir araya getireceğime söz veriyorum. Sadece bana güven, tamam mı?
 
Şaşkın gözlerle bana baktı. Çantamdan çıkardığım Ipodumun kulaklığının tekini ona verdim. Kulağımızda Taka’nın sesi, ikimiz de kendi hayal dünyamıza dalarak şehri izlemeye başladık. 


0 yorum:

Yorum Gönderme