İMZA KAMPANYASI

Notalar ve Sözler - Bölüm 7

Önceki bölümler için tıklayınız: 1 - 2 - 3 - 4 - 5 - 6

Not: Bu hikayede gerçek kişi ve mekan isimleri geçmesine rağmen yazılan “karakterler dahil, her şey tamamen” hayal ürünüdür. Bu yüzden, lütfen SAKIN ciddiye almayın, İSMİ GEÇENLERE DÜŞMAN OLMAYIN ve sadece eğlenin. Bir de okurken aklınızdan çıkarmayın, hikayeyi 1. ağızdan yazma sebebim: FİLİZ sensin sevgili okuyucu. Sen bu hikayenin kahramanısın :)

Bölüm 7 

Yaptığım hafif makyajı tamamlamış, aynanın karşısında kendimi seyrediyordum. Jungshin’le beğendiğimiz altın sarısı elbise üzerimdeydi. Basit, dağınık bir topuzla saçlarımı toplamıştım. O sırada kapı çaldı. Küçük el çantamı alarak kapıyı açmak için yerimden kalktım. Son kez aynaya dönerek kendime baktım. Hazırdım.
Gelen Yonghwa’ydı. Stüdyodaki işi geç bittiği için Minhyuk’la Jonghyun’u önden göndermişti. Jungshin’in yeni dizisinin ilk yayın günü olduğu için ona destek amaçlı stüdyosuna ziyarete gittikten sonra partiye gideceğimi biliyordu. Bu yüzden beni arayarak beni de götürebileceğini söylemişti. Jungshin’in sette biraz daha işi olduğu için onu orda bırakıp eve gelerek hazırlanmıştım. Jungshin doğum gününde bile çalışıyordu.

Parti alanına geldiğimizde içeriye göz attım. FNC’nin çalışanları, FTISLAND ve CNBLUE üyeleri, şirket dışından tanımadığım insanlar ve daha birçok kişi vardı. AOA grubunun hepsi partiye katılamamıştı ama neyse ki Chanmi buradaydı. Bu geceki görevimi unutmamıştım. Jonghyun’la Chanmi’yi yakınlaştırabilmek için elimden geleni yapacağıma dair kendi kendime söz verdim.

Karşıdaki ayaklı masada Minhyuk ve Jonghyun’u gördük. Birbirleriyle uğraşarak şakalaşıyorlardı. Bugün herkesin keyfi çok yerindeydi.

Biz masaya gelince ikisi de susmuş, bize bakmaya başlamışlardı. Minhyuk şaşkınlıkla beni inceliyordu.

-Zamanında gelmemekle ilgili daha birkaç gün önce tonla laf dinlediğim birinin bu kadar geç gelmesi bu gece beni en çok eğlendiren şey oldu.
 Jonghyun siyah pantolonu, içine giydiği beyaz tişörtü ve üstündeki gene siyah olan ceketiyle çok çekici görünüyordu. Tabi ki etkileyici olduğuna dair düşüncem bu sözleriyle, gene onu eski Jonghyun olarak görmemle değişti. Jonghyun, Jonghyun’du işte. Nerde, ne zaman, ne söyleyeceğini bilmeyen, her zaman aklına geleni düşünmeden pat diye söyleyen Jonghyun… Chanmi’ye bakarak başımı salladım. Anlaşılan çok zor bir görev üstlenmiştim.

Tam o sırada büyük bir alkış koptu ve konfetiler patlamaya başladı. Jungshin gelmişti! Jungshin açık saçlarını öne doğru sallayarak saçındaki konfetileri düşürmeye çalıştı ve gülerek herkesi selamladı. Tebrikleri kabul ettikten sonra masaya yanımıza geldi. Jonghyun onu kızdırmak için konuştu,

-Bu sene daha fazla uzamazsın umarım.

Başımı çevirerek yanımda duran Jungshin’e baktım. Bu boyumla yanında herhalde çok komik görünüyor olmalıydım.

-Elimde değil. Hala uzuyorum. Yakında masallardaki devler gibi olacağım sanırım.

O kadar içten sızlanmıştı ki o tatlı yüz ifadesine dayanamayarak güldüm.
Yonghwa başka insanlarla konuşmak için masadan ayrıldı. Bu gece de mi kafasında sadece iş vardı? Onun için çoğu zaman üzülüyordum. Grubu daha da başarılı yapabilmek için o kadar çok çalışıyordu ki geceleri uyumadığından şüphelenmeye başlamıştım.

Partideki kalabalığın bir kısmı kapıdan giren birinin olduğu tarafa doğru yöneldi. Kalabalıktan kimin geldiğini göremiyordum, sadece kahkaha seslerini duyuyordum. Yonghwa’nın el sallayarak bulunduğu masadan kapıya doğru gittiğini gördüm. Kapıdaki kalabalıktan sıyrılan kişi de el sallayarak ona doğru yürüdü. İşte o zaman gelenin kim olduğunu gördüm. Gelen kişi, giydiği siyah elbisesiyle her zamanki gibi çok zarif görünen Park Shin Hye’dı. Yonghwa’yla biraz konuştuktan sonra gülümseyerek masamıza doğru yürümeye başladılar. Shin Hye, hepimizi selamladı ve gülümseyerek Jungshin’in doğum gününü kutladı.

-Çok fazla kalamayacağım. O yüzden doğum günü hediyeni hemen vermem gerekiyor.  

Jungshin’i kolundan tutarak dans alanının karşısındaki üçlü kanepeye oturttu. Sonra kalabalığa dönerek konuşmaya başladı.
-Herkese merhaba. Bu gece programım nedeniyle fazla kalamayacağım. Ama Jungshin’e bir doğum günü hediyesi hazırladım. Ona bu hediyeyi verebilmem için herkesi piste alabilir miyim? 

Gençlerin hepsi piste çıkmıştı. Tabi biz de. Shin Hye DJ’e bakarak bir baş işareti verdi. Shin Hye önde, biz arkasında dizilmiş olarak gülümseyerek süprizi beklemeye başlamıştık. Ve müzik başladı. 

Müziğin başlamasıyla Shin Hye dans etmeye başlamıştı. Çalan şarkı Gangnam Style’dı. Herkes gülüyor ve Shin Hye’ın hareketlerini takip ediyordu. Jungshin’in karşısında uyumlu hareketlerle hepimiz Gangnam Style dansı yapıyorduk. Jungshin o kadar çok gülüyordu ki nerdeyse kanepeden düşecekti.

Partiden ayrılırken hepimiz Shin Hye'a el salladık. Ne kadar tatlı bir kızdı. Gördüğüm en eğlenceli partilerden biri oluyordu. Hepimiz hala gülüyorduk.
Sırayla herkes sahneye çıkmaya başladı. İlk çıkan Jaejin’di. Gitarıyla Creep’i çalmaya başladı. 


Bazıları piste çıkarak dans etmeye başlamıştı. Tam zamanıydı. Jonghyun’u kolundan tutarak piste sürükledim. Şaşkınlıkla ne yaptığımı anlamaya çalışarak peşimden geldi. Bana güven, diyerek elini tuttum ve dans etmeye başladık. Bir taraftan da Chanmi’nin tam olarak hangi tarafta olduğunu kestirmeye çalışıyordum. Jonghyun başımın üstünden dalgın dalgın ileriye bakıyordu. Chanmi’nin ayakta durduğu masanın tam yanına gelince durdum.

-Chanmi, çok yoruldum. Jonghyun'la sen dans etmeye devam eder misin lütfen?

Jonghyun irkilerek bir Chanmi’ye bir bana baktı. Chanmi gülümsedi ve Jonghyun’la piste doğru gitti. Kırmızı elbisesinin içinde çok güzel görünüyordu. Masaya geri döndüm. Umarım ona saçma sapan şeyler söylemez, diye düşünüyordum. Bir anda göz göze geldik. Onu cesaretlendirmek için gülümsedim. İçimden, “Hadi Jonghyun, başarabilirsin”, diyordum.  Danstan sonra da konuşmaya devam etmeleri bu geceki görevimi başarıyla yerine getirdiğimi gösteriyordu.

Bir süre sonra sahneye çıkma sırası Jonghyun’a gelmişti. Juniel’e doğru bakarak gülümseyince Juniel de onunla sahneye çıktı ve Illa Illa’yı söylemeye başladılar.

Gözlerimi kapatmış birbirine mükemmel uyan yumuşak seslerini dinliyordum. Minhyuk’un konuşmasıyla gözlerimi açtım.

-Dans etmek ister misin?

O kadar tatlı sormuştu ki onu kırmak istemedim. Pistte dans etmeye başladık. Şarkının henüz ortalarındaydık ki, Jonghoon, Minhyuk’un omzunu tuttu.

-Eşini çalabilir miyim?

Minhyuk sanırım bozulmuştu. Ama hiçbir şey söylemeden belli belirsiz gülümsedi ve masaya döndü.

***

Gecenin sonlarına gelmiştik. Jonghoon’la kısa bir dans yapmış olmama rağmen ayaklarım yere değmiyordu.

İş arkadaşım Eun Mi elinde iki bardakla çıka geldi ve birini bana uzattı.

-Kore’ye gelip de bunu denememek olmaz.

Ne olduğunu sormadan ona güvenerek bardağı başıma diktim. Bir anda boğazımdan geçen yakıcı sıvıyla gözlerim yaşardı.

-Eun Mi, bu nedir? Ben içkiye karşı çok dayanıksızımdır.

Eun Mi özür diledi ve bana hemen bir bardak kola getirdi. Kısa süre sonra o tek bardak soju etkisini göstermeye başlamıştı. Saçma sapan her şeye gülüyordum ve gözlerim kapanmaya başlamıştı. Bilincim hala yerindeyken eve gitsem iyi olacaktı. Jungshin’in tekrar doğum gününü kutladım ve kapıya doğru yalpalayarak yürümeye başladım. Jonghyun kolumdan tuttu.

-İyi görünmüyorsun. Seni eve ben bırakırım.

Minhyuk, Jonghyun’u omzundan tutarak durdurdu.

-Yonghwa hyung seni çağırıyor. Onu ben bırakırım, merak etme.

Jonghyun sinirle döndü ve Başkan Han’la Yonghwa’nın masasına doğru ayaklarını sürüyerek yürümeye başladı. 

***

Birkaç dakikadır kapının önünde çantamdaki anahtarı arıyordum. Gözlerimi zor açık tutuyordum ve tek istediğim uyumaktı. Minhyuk gülümseyerek çantamı elimden aldı ve anahtarı çıkararak kapıyı açtı. Kapının dışında durarak eve girmemi bekliyordu. Ben sendeleyince beni omuzlarımdan tuttu.

Anlaşılan tek başıma yürüyemeyecektim. Bana destek olarak beni odama götürdü ve yatağa uzanmama yardım etti. Ayakkabılarımı çıkararak üstüme örtümü örttü.

O bunları yaparken bense sadece özür dilerim, diyordum.

-İyi geceler, diye fısıldadı. Tam gitmek için kapıya dönmüştü ki gözlerimi zorlukla aralayarak bileğinden güçsüz bir şekilde tuttum. İçime sebebini bilmediğim bir karanlık çökmüştü ve yalnız kalmak istemiyordum.

-Ben uyuyana kadar kalamaz mısın?

Şaşırarak bana döndü. Olur, anlamında başını salladı ve yatağın kenarına, başucuma oturdu.

Gözlerim kapalı sessizce konuştum.

-Uyumam için bana bir şeyler söyler misin?

Minhyuk tatlı sesiyle yavaşça Star’ı söylemeye başladı.

Varlığı bana güven veriyordu. Büyük bir huzurla uykuya daldım.

0 yorum:

Yorum Gönderme