İMZA KAMPANYASI

(Hayran Anısı) Adminin Seyir Defteri ABU 2015 : unDineee


CNBLUE, İstanbul’u salladı demek bence yeterli bir anlatım değil. CNBLUE ile tanıştığım tarihi bile net bir şekilde hatırlıyorum. 19 Kasım 2011. Neredeyse 4 yıl olacak onlarla geçirdiğim günler… Dört yıl boyunca nefes aldığınız her an aklınızda olan, kulağınızda sürekli sesleri çınlayan, adım adım takip ettiğiniz insanlarla aynı salonda karşı karşıya olacağınızı bilmek ve onların aşık olduğunuz seslerini duymak o kadar mucizevi bir durum ki bunun gerçek olduğuna hala inanamıyorum. Sanki az sonra uyanacağım ve her şey bitecek gibi geliyor ama şu bir gerçek ki eğer uyanacaksam bile bu kesinlikle gördüğüm en güzel rüya olacak.


CNBLUE ile karşılaşmamızdan biraz öteye gitmek istiyorum çünkü bu heyecanı her anı ile yeniden hatırlamak istiyorum. Biliyorsunuz davetiye konusunda ciddi problemlerle karşılaşmıştık ve bize bu konuda çok fazla yardımı olan Magazine WE’den Ahmet Filizoğlu’na ne kadar teşekkür etsek yeterli olacağını düşünmüyorum. Yine de çok teşekkür ederiz her şey için, oraya sayenizde girebilen her bir boice adına çok ama çok teşekkür ederiz. Saat 19:00'a az bir zaman kala İstanbul Kültür Merkezi önünde diğer boicelar ile buluşmuştuk. Türkiye’nin dört bir köşesinden gelen ve aynı heyecanı paylaşan onlarca kişi, her an canlı haber aldığımız bir o kadar kişi daha. Tam bir bütünleşme anıydı ve herkesin ağzında Cinderella vardı. Bekleyişlerimiz heyecanımızı artıyordu ve geçen her dakika kalp ritimlerimizin hızına ekleniyordu sanki. Elimizde hediyelerimiz, çiçeğimiz ve içimizdeki CNBLUE özlemi ile içeri girmeyi bekliyorduk. Hayatımın en güzel bekleyişiydi bu.

Daha sonra Ahmet Bey ile birlikte içeri girdikten sonra ise tam bir adrenalin patlaması yaşandı. İki ekip adına hazırlanan afişi asmak, bir sürü boice ile tanışıp CNBLUE’nun dakikalar sonra çıkacağı sahneye bakmak şu an yazarken bile heyecanlanmama neden oluyor. Bu heyecan ve mutluluğu nasıl tarif ederim bilmiyorum gerçekten.

Program başladı ve diğer ülke sanatçıları tek tek sahne aldı derken biz boicelar el ele tutuşarak o kelimelerin sunucuların ağzından dökülmesini bekliyorduk. Her anonstan önce nefeslerimizi tutup bir sonraki performansı dinlemek, kapı açılıp kapandıkça şimdi mi diye düşünmekle geçen performanslar arasında zaman nasıl geçti bilmedik.

Sonunda o an geldiğinde ve Engin Hepileri’nin "CNBLUE İstanbul’u sallamaya geliyor!" demesinin ardından herkes ayağa kalkmıştı bile çoktan. Çığlıklar o kadar yüksekti ki kendi sesimi duyamadım. Herkesin zıplayıp dolu dolu gözlerle sahneye bakışında Ece Vahapoğlu’nun sözleri eriyip gitmişti. O an hiçbir Boice’un zaman mekan kavramında olduğunu düşünmüyorum. Senelerce beklememiz bir yana o birkaç dakika geçip de CNBLUE sahneye gelene kadar geçen süre asırlar gibi geldi adeta. Tanıtım yayınlanırken baterinin getirilişi, daha sonra kapının açılması, her birinin yerlerine geçmesi, kararan ışıkların altındaki gölgeleri gerçek gibi değildi.
O kalabalık, o heyecan, herkesin duygularının sese dönüşmesi, Yong Hwa’nın “Make some noise everybody!!” diyerek gülümsemesi ile yerimde zıpladığımı hatırlıyorum, sonra ne yaptım gerçekten emin değilim. Ellerimizde ışıklı çubuklarımızla çığlıklar atıp yerimizde duramazken bir yanda da ekrana yansıyan gülen yüzünü gördüm. Şarkı başladığında neredeyse tüm salon şarkıya eşlik ediyordu ve oturanlar da ayağa kalkıyordu. Daha önceki dokuz performansta olmayan bir enerji vardı salonda. CNBLUE’yu görünce herkesin senelerdir bastırdığı heyecanı bir anda volkan gibi patlamıştı adeta.

Herkes nakaratı tek bir ağızdan söylüyordu ve ben kendi sesimi duymasam da boğazımın acıdığını hissediyordum. CNBLUE’nun bu kadarını beklediğini düşünmüyorum. Bizim kalabalıklığımızı coşkumuzu ve onlarla birlikte şarkıyı söylediğimizi gördüklerinde oldukça şaşkın görünüyorlardı. Yong Hwa bir an olsun yüzündeki gülümsemesini düşürmedi. Hani hep diyoruz ya CNBLUE, sahnede büyüyor sahnedeyken ışıldıyor diye bu kesinlikle doğru. Sahnedeki duruşları ile şarkıya başladıkları andan itibaren parıl parıl parlamaya başlamışlardı bile. Bilgisayar ekranından izlediğimiz çocuklar karşımızdaydı ve Yong Hwa’nın “Oh my Turkey” demesi, onları kendi kulağımızla duymak harikaydı. Performans boyunca her birine baktım ama bir tek Min Hyuk’a bakmayı unuttum sanırım. 

Anılarımda Min Hyuk yok zira ama Jong Hyun’un gamzesini ekranda gördüğümde gözlerim Yong Hwa’dan ayrılıp ona kaydı. Hafif eğik gözleri yerde full konsantrasyon gitar çalışı kendi kısımlarını söyleyişi ve benim bunu izleyişim en güzel rüyalarımdan en güzel hayallerimden daha güzeldi.

Jong Hyun “I’m so curious” diye başladığı kısımda ışıklarımızı indirip “Green light” geçtiğinde ışıklarımızı yeşil yapalım diye konuşmuştuk daha salona girmeden. Ama Jong Hyun saçını arkaya atıp da başladığında ben elimde ne olduğunu bile unuttum. Yong Hwa "I’m so dangerous" dediğinde yeşil ışık olacaktı diye elimdeki light stick’in ışığını yeşile değiştirmeye çalıştığım sırada vücut kontrolümü sağlayamadığımı fark ettim. O kadar çok titriyordum ki o küçücük düğmeye basıp doğru rengi bulamadım. Performans sırasında sürekli olduğumuz yere bakıp bir yandan da uçan öpücükler gönderen hatta işaret eden Yong Hwa’yı izleyip de bayılmadığıma şükrediyorum gerçi. Şarkı bittiğinde kopan feryat eşliğinde sahneden indiklerinde tek hissettiğim şey zamanın donması ve o birkaç dakikalık anda kısılıp kalma isteğimdi. Onların sahneden inişi, sunucuların yeniden gelmesi, baterinin gidişi, benim oturduğum koltuğa çöküşüm öylesine otomatik hareketlerdi ki 'bitti mi şimdi' diye düşünüp duruyordum. Sesleri kulağımdaydı, yüzleri hala gözümün önündeydi ve sanki kilometrelerce koşmuş gibiydim. Yanımdaki herkes aynı duyguları paylaşıyordu bence.

Kalbim deli gibi atıyordu, ellerim titriyordu nefesim hızlanmıştı ve ne olduğunu anlamadığım bir şekilde boğazım düğümlenmiş gözlerim acıyordu. Yılların bekleyişi o an tam bir duygu boşalmasıydı. Niye olduğunu bile anlamadan akıp gitti gözyaşlarım. Ondan sonraki şarkıyı duymadım kim geldi görmedim ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Gerçekten onları dinleyip dinlemediğimi kendime soruyordum. Murat Dalkılıç’ın sahnesinden sonra yavaş yavaş toparlanıyorduk ki bir kez daha sanatçılar sahneye davet edildi. Performanstan sonra gidenlere rağmen CNBLUE çıktığında yine inanılmaz bir alkış koptu. Herkesin şaşkınlığı o kadar somuttu ki kimse böyle bir şey beklemiyordu.

Her biri teker teker el sallayıp salondaki hayranlarına bakıyordu. Yong Hwa işaret ediyor el sallıyordu. Murat Dalkılıç bizim tezahüratlarımızdan sonra CNBLUE’nun yanına gitti ve bir şeyler konuştu ne dediğini çok merak ediyorum ama Jong Hyun’un şaşırmasına neden olan bir şeydi. Çok fazla hayran olduğunu söyledi sanırım eğer böyle ise çok hoş bir jest oldu bizim için. Olur mu acaba diye şansımızı deneyerek "encore!" diye bağırıp teker teker isimlerini söylüyorken tekrar sahneden indiler.

Dünkü CNBLUE gerçek bir mavi fırtınaydı. Sadece birkaç dakika süren ama her yeri yakıp yıkan büyük bir fırtına. Orada olan tüm hayranların hafızasına kazınıp en güzel anılarımızda kendilerine kocaman bir yer açan bu dörtlüyü izledikten sonra çok daha açgözlü davranıyorum. Onların konserlerini uzun zamandır bekliyordum evet ama o günkü performanstan sonra tek düşünebildiğim bu oldu. Bir şarkı bile üzerimde böyle bir etkiye neden olurken bir konserde neler yaparım. Onların konser videolarını izleyerek birbirinden güzel o şarkılarını onlarla birlikte söyleyip saatlerce onlarla birlikte ritim tutmanın hayalini kurmakla, bunun tadını aldıktan sonra aynı hayali kurmak çok daha farklı. Umuyorum bu hayal, hayal olmaktan çıkar ve çok yakın bir zamanda gerçeğe dönüşür. Binlerce boice ile birlikte CNBLUE bir kez daha Türkiye’de eser!

Teşekkür etmek istediğim o kadar çok şey var ki ama her birini buraya sığdırıp sizleri sıkmak istemiyorum. Yine CNBLUE’nun geliş gidişi sırasında yaşadığımız olumsuzluklara rağmen soğukkanlılığını koruyup her şeyi en iyi şekilde yapmaya çalışan başta Turkish Boice ve CNBLUE Turkey ekibine ve bu konuda bizlerle birlikte çalışan yardımcı olan ve desteğini esirgemeyen tüm boicelara çok teşekkür ederim. Elbette bize Boice’ların orada olduğunu gösterme şansı sunan ve davetiyelerimizi bulan Magazine WE’den Ahmet Filizoğluna… Boice nasıl ki CNBLUE ile ilk tanışmasını hayatı boyunca unutmayacaksa buna vesile olan sizi de asla unutmayacak Ahmet Abi. Bizimle ilgilendiğiniz ve her konuda yardımcı olduğunuz için binlerce kere teşekkür ederiz. 


Buradan giderlerken tüm sevgimizle onlar için emek emek seçip hazırladığımız hediyeleri yanlarında götürdüklerini görmüşsünüzdür elbette. (soldaki fotoğraf) Bizden bir şeyleri onlarla aynı karede görmenin ne kadar özel olduğu hayal dahi edilemez. Bize böylesi bir mutluluğu yaşamada yardımcı olan ve hediyelerimizin onlara ulaşmasını sağlayan Hong Kong’dan gelen boice arkadaşımız da teşekkür etmek istediklerim arasında. Elbette hem ekranları karşısında hem de orada CNBLUE’yu destekleyen her bir boice’a çok teşekkür ederiz. 

Yong Hwa “Make some noise” dedi ve biz de öyle yaptık. Öyle bir ses çıkardık ki Boice’un sesi tüm Türkiye’de çınladı. 

Umarım bu yankı büyür, büyür ve çok daha güçlü bir şekilde bize geri döner. 


unDineee

0 yorum:

Yorum Gönderme