İMZA KAMPANYASI

(Hayran Hikayesi) MASKE - Bölüm 2


1. Bölümü okumak için TIKLAYIN

KISIM 2

Bölüm 3: Bizler korsanız, yo ho!

Saat: 21:15

-Burnumun ucuna yağmur damlası geldi. 

-Başlığın camını kapat o zaman.

-Yağmur başladı diyorum!

-Tamam, ilerde solda ışık görüyorum. Orda mola veririz.

-Burası durmak için harika. Bu ağaçlık yerde ölümüne kaza süsü vermem daha kolay olur herhalde.

-Bir şey mi söyledin?

-Ne? Yo, hayır. 

Miya başını gökyüzüne kaldırdı. Baharın bu tatlı akşamı yerini mavi mor bulutlara bırakmıştı. Gökyüzünün gözle görülür değişikliği, hava durumu verilerinin yanlış olduğunu ortaya koyuyordu. “Gerçek tektir” derler, diye düşündü Miya. Ama herkes bazen yanılabiliyordu, değil mi? Bir zamanlar tüm insanlar dünyanın “kesinlikle” düz olduğuna inanmaz mıydı mesela? 

Yağmurun aniden bastırmasıyla Miya düşüncelerinden sıyrıldı. Maske motoru durdurup aracı saçağın altına sürüklerken Miya ellerini gözüne siper ederek verandaya doğru bir koşu koparmıştı. Yağmur o kadar çok yağıyordu ki nerdeyse adımlarını nereye attığını bile göremeyecekti. Tam zamanında burayı bulmuşlardı.

Üstünü şöyle bir silkeleyip kaskını çıkardı ve Maske’yi beklemeden kapıyı tıklattı.

-Affedersiniz? Kimse var mı acaba?

Kapıyı yavaşça ittirmesi açılması için yeterli oldu. Kapı gıcırtıyla açılırken verandadaki ışık, girişi hafifçe aydınlattı. Tam o sırada arkasındaki tıkırtıyla Miya yerinden sıçradı.

-Korkma, sadece benim.

-Ödümü patlattın!

Maske gözlerini kısıp içeriyi seçmeye çalıştı.

-Kullanılmayan bir yere benziyor. Burada bekle, ışık bulmaya çalışacağım.

Maske’nin içeri girmesiyle ışığı bulup yakması bir oldu. Etrafa şöyle bir göz attılar. Kapı yanındakiler dışında cam olmayan tozlu, boş bir depoydu. İleri kısımlardaki florasanların bir kısmı patlamıştı. Depo uzun süredir kullanılmıyor gibiydi. Genel olarak duvar diplerinde tavana kadar yükselen raflar vardı. Bir köşede istiflenmiş boş koliler gördüler. Maske kolileri silkeleyip oturmaları için açmaya başladı.

-Yağmur dinene kadar burada biraz bekleyeceğiz.

Etrafı gezinmekte olan Miya’nın çığlığını duyunca elindekileri atıp odanın karanlık kısmına doğru koştu.

-Sorun yok. Sadece bir şeye çarptım.

Maske Miya’nın çarptığı şeyi el yordamıyla bulup odanın aydınlık kısmına doğru sürükledi. Koliyi açtığı anda kahkaha atmaya başladı.

-Nasıl ısınacağımızı düşünüyordum. Gökten para yağmasını dileseymişim olacakmış.

-Para mı var kolide?

-Hayır, ama şu anda daha çok işimize yarayacak bir şey var. İçki!

Saat: 22:00

Şişe sayısı: 1

-Şişeleri neden etrafımıza diziyorsun?

-Şimdi bir oyun oynayacağız. Bunun için bir halkanın içinde olmamız gerekiyor ve tebeşirim olmadığı için çemberi şişelerle çiziyorum. Kesinlikle halkanın içinde kalmalısın, yoksa sana ben bile yardım edemem.

-Daha ilk şişeyi açtık ve sen şimdiden kafayı buldun galiba. Maskenin altından içmek zor olmuyor mu hem? Pipet de mi istesen acaba gökten yağması için?

Miya kahkaha atarak Maske’ye baktı. Maske Miya’nın burnunu sıkarak onu susturdu.

-Şşştt. Oyuna başlıyoruz. Bu 100 hikaye oyunudur. En az 4 kişiyle oynanır. Ama biz mecburen bu kuralı bozup 2 kişiyle oynayacağız. O yüzden kişi başı 25 hikaye anlatmamız lazım. Bunların hepsi yaşanmış hikayeler olmalı…

Maske sesine korkunç bir ton verdi.

-…Diğer tarafa ait olan hikayeler.

-Dabbe serisini anlatsam 10 hikayem tamam zaten! Sizin Sadako’nuz varsa bizim de dabbelerimiz var.

-İstediğini anlatabilirsin. Ama kesinlikle halkadan dışarı çıkma, çünkü hikayeler tamamlandığında ‘bir şey’ anlatıcıları ziyarete gelir. Ama sadece halkanın dışında dolanıp gider, içeri giremez. Ve oyuncular cesaretlerini kanıtlamış olur. Seni korkutmaya çalışmıyorum. Aynen böyle oluyor, gerçekten!

Miya gözlerini devirdi.

-Tabi, eminim öyle oluyordur.

Maske yan dönüp bir yudum daha aldıktan sonra hafifçe eğildi ve nerdeyse fısıltıyla ilk hikayeye başladı.

-Bu olay çok yakın bir zamanda gerçekleşmiş. Bir adam gecenin bir vakti tuhaf bir hisle gözlerini açmış. Ürpertiyle yatakta arkasını döndüğünde hayatında gördüğü en korkunç şey karşısındaymış. O şey…yanında uyuyan karısıymış!

Maske kahkaha atmaya başlamışken Miya yumruğunu havada salladı.

-Korku hikayesi diye anlattı şeye bak! Aman ne komik!

Miya ciddileşip kısık bir sesle konuşmaya başladı.

-Bunu dinle. Bu anlatacağım hikaye bir arkadaşımın arkadaşının başına geldi, tamamen gerçek. Bir akşam dersten çıktıktan sonra otobüsü kaçırdığı için kestirme diye mezarlık tarafından metroya yürüyormuş. Gökyüzünde tek bir yıldız bile yokmuş. Kapkaranlık bir geceymiş. Yol boyunca hep aynı ses onu izlemiş: tak, tak, tak. Dönüp baktığında bir şey göremediği için ürküp adımlarını sıklaştırmış, ama bir anda…

Saat 00:25

Şişe sayısı: 4

-Ne demek şarkı söylemeyi sevmem! Bunu seveceksin Maske, hadi dostum güverteye çık! Benden sonra tekrar et!

Miya kolunu Maske’nin omzuna atmış hafiften peltekleşmiş konuşmasıyla şarkıya başlamıştı. Bir taraftan da sanki gerçekten güvertedelermiş gibi bir sağa bir sola Maske’yle kendini sallıyordu.

-Bizler korsanız, gemimizde yol alırız, yo ho ho! İçki içer insanlara korku salarız yo ho ho! Bizler şeytanız ve birer kara koyun, tek bacaklı olmama bakma, ver bir rom, yo ho!

Saat 03:05

Şişe sayısı: 6,5

Maske esnedi ve peltekleşmiş konuşmasıyla mızıldandı.

-Miya yeter artık, uyuyalım.

-Hayjır, bugjün şarşambça ve şen kafeye gjelmedin.

Miya iki eliyle gömleğinin iki yakasından tutmuş Maske’yi silkeliyordu.

-Nej kadar mjerak ettişimi biliyor müşün? Şenin hakkünda şadeçe çarjambaları konuşabiliyorüm ben! Şeni şadeje şarşambalari görebiliyorum! 

Miya bu sefer de omzuna vurmaya başlamıştı. Tabi ne kadar tutturabilirse. Omzu, sırtı ve boşluk arasında yumruğu gidip geliyordu.
Maske, annesinden dayak yiyen masum çocuk ifadesiyle kolunu kaldırmış kendini korumaya çalışıyordu.

-Vurmasana, omzumu çürüttün resmen. Tamam Miya, Çarşamba gene geleceğim, kes şunu.

Miya ağzındaki salyayı koluyla silerek bir şeyler daha söyledi ama Maske hiçbir şey anlamadı. Mırıl mırıl konuşmaya devam ederek Maske’nin omzuna bir yumruk daha attı ve bacaklarını kendine çekerek Maske’nin dizlerine başını koydu.

Maske derin bir nefes aldı, “En azından sonunda uyudu.”

Tam o anda Miya zıpkın gibi dizlerinin üstüne doğruldu ve Maske’nin yüzündeki maskeyi çekip çıkardı.

Maske kocaman gözlerle donup kaldı. Birbirlerine bir süre hiçbir şey söylemeden baktılar.

-Şöjz verdin, şarjamba günü gjelejekşin. Şöj verdin.

Ve Miya oracığa tekrar sızıp kaldı.

-----

Bölüm 4: Kimsin Sen?

Üzerinde ona bakan onlarca göz hissetti. Durmadan birbirlerinin kulağına fısıldadıklarını duyuyordu, “Başaramayacak”

Küçük bir kız karşısına geçti ve gözlerini ona dikti. Basit bir soru sordu: “Kimsin sen?” 

Maske oturduğu sandalyeye yapışmış gibiydi. Kıpırdayamıyordu. Konuşmak, ondan yardım istemek istiyordu, ama sesi çıkmıyordu. 
Küçük kız elini ona uzattı. “Hadi” dedi, ”Hazırsın, artık bu yolculuğa çıkmalıyız”

Ama Maske hareket edemiyordu. Üzerindeki bakışlar artıyordu, fısıltılar durmadan yükseliyordu, “Kimsin sen?”


***
-Maske, iyi misin? Maske?

Maske ter içinde gözlerini açtı ve sıçrayarak yattığı yerden kalktı.

-Çekil!

Koşarak dışarıya, bir ağacın yanına gitti ve kusmaya çalıştı.
Miya yanına giderek onu rahatlatmak istiyordu. Ama yüzünü görmesini istemeyen Maske hissetmiş gibi elini hayır anlamında arkasında salladı.
Sanki etrafında yeterli hava yokmuş gibi yüksek sesle nefes almaya çalıştı. Kendini sırt üstü çimlere bıraktı ve gömleğinin 2-3 düğmesini açtı. 

-Kabustu, değil mi?

Maske gözlerini kapatıp başını hafifçe salladı.

-Durmadan aynı şeyi söylüyordun, “Bilmiyorum”



Maske yattığı yerden elini havaya kaldırıp parmaklarının arasından mavi gökyüzüne baktı. Tek bir bulut bile yoktu. Sanki dün gece delice yağmur yağmamış gibi. Sanki dün gece hiç yaşanmamış gibi. Gerçekliğini kanıtlayan tek şey şu an altında hissettiği hafif nemli topraktı.

Miya bir taraftan parmaklarıyla oynarken bir taraftan da konuşabilmek için kıvranıyordu.

-Şey, dün gece…Yani…pek bir şey hatırlamıyorum ve…uyanınca etrafımızdaki şişeleri gördüm ve ben üçüncüden sonrasını pek hatırlamıyorum…yani acaba saçma bir şeyler söyleyip yapmış olabilir miyim diye ben…

Maske yattığı yerden dirseklerinin üstünde yarı doğrulup Miya’ya baktı.

-Hatırlamıyorum derken? Hiçbir şey mi?

Miya utanarak gözlerini yere dikti ve başını hayır anlamında salladı.
Maske gülmeye başlayınca Miya ürperdi. “Komik bir şeyler yaptığımı biliyordum. Keşke ısınmak yerine donarak ölmeyi tercih etseydim” diye kendine söylendi. Maske kalkıp Miya’nın yanına, verandaya çıktı. Kirli camdaki yansımasından saçlarını düzeltirken umursamaz bir sesle konuştu.

-Bana hiçbir şey hatırlamıyor numarası yapma. Dün geceki iddiayı kaybettin. Tam 1 hafta ne istersem onu yapacaksın, kölelik anlaşmasını kabul ettin.

-Yalan söylüyorsun! Yapmış olamam!

-Ama yaptın. Sözünü tutmak zorundasın. Bugünden itibaren kölemsin.

Miya kendini sakinleştirmeye çalıştı. “Tamam, sadece 1 hafta. Hemencecik geçecektir. Sadece 1 hafta. Neden hiçbir şey hatırlamıyorum ki sanki!”

Maske içinden kıs kıs gülüyordu. Dün gece yüzünü gördüğünde boşuna panik yapmıştı demek. Şansı yaver gitmişti. Hatırlamama kısmını da “kölelik anlaşması” yalanıyla biraz-cık suistimal etmişti alt tarafı.

-Bir yerlerde kahvaltı yapıp teslimatı tamamlayalım.

-Pizzanın pizzalık hali kalmamıştır. Tutturdun dünden beri teslimat diye.

Maske göz kırptı.

-Ama teslim edeceğim şeyin pizza olduğunu söylemedim değil mi?




0 yorum:

Yorum Gönderme