İMZA KAMPANYASI

(Hayran Hikayesi) MASKE - Bölüm 4


--
Bölüm 1 & Bölüm 2 & Bölüm 3
--

KISIM 4

Bölüm 7: Kırmızı

<Kölelik günleri>
Gün: 3 – Cumartesi

-Hala aynı şeyi mi düşünüyorsun? 

-Nasıl düşünmem unni? Anlatmıyor ki.

Miya bir taraftan da depodan getirdiği peçeteleri yerleştiriyordu.

-Peki sebebini ısrarla sorunca bir şey söylemiyor mu?

Miya sırtını dikleştirip bakışlarını ve ses tonunu Maske’ye benzetti. 

-“Bu hikayeye henüz hazır olduğunu sanmıyorum Miya. Sadece sen değil, dünya da buna hazır değil”. Görüyorsun değil mi unni, bir de benimle dalga geçti üstelik!

-Böyle bir açıklamanın tek bir anlamı olabilir, kesinlikle sihirli güçleri var ve... 

Miya’nın kendisine ters ters bakıp burnundan soluduğunu görünce kafe sahibi hemen susup konuyu değiştirdi.

-Aynı evde yaşamak nasıl gidiyor? Birbirinizle atışmıyorsunuz değil mi?

Miya başını eğerek daldı.

-
--
Ev- 6 saat önce:

-Etrafı nasıl bu kadar karıştırabildin? Telefonumu bulamıyorum. Kafeye geç kalacağım senin yüzünden.

Maske örtüyü kafasına çekip homurdandı.

-Bütün gece ders çalışmak için ışığı gözüme soktun, uykumdan uyandırdın, şimdi de sabahın köründe patırtı yapıyorsun. Kralına biraz saygılı davranmalısın.

-Aaaa!!!!

Maske Miya’nın çığlığını duyunca hemen örtüyü üstünden atıp doğruldu. Miya’nın geceleri aralarına bir çamaşır ipi ve üstüne çarşaf asarak yapmış olduğu bariyeri hızla kenara çekti.

-İyi misin? Ne oldu?

Miya dizlerinin üstündeydi ve elinde Maske’nin kırmızı boxerı vardı. Miya yeri yumruklayarak bağırmaya başladı.

-Anne! Beni artık kimse almayacak, bir erkeğin boxerına dokundum anne! Daha ne kadarına katlanmak zorundayım!

Maske çamaşırını elinden sinirle alıp kendini yatağa attı ve örtüyü tekrar kafasına çekti.

-Gidip en çatlağını bulmuşum. Şansa bak!

-Akşam döndüğümde seni öldüreceğim!

-Sana bir krala nasıl davranman gerektiğini öğreteyim de gör!
-
--

-Miya? Birbirinizle atışıyor musunuz yoksa?

Miya yüzünü buruşturdu.

-Bizimki atışma sayılmaz. Daha çok 3. dünya savaşı diyebilirsin. O kadar inatçı ki ona bir şey yaptırmak bir gezegenin yörüngesini değiştirmekten daha zor! Kralın emirleri kesinmişmiş, sorgulanamazmışmış.

Kafe sahibi çocuksu bir sesle mırıldandı.

-Oldukça tatlı birine benziyor oysa.

Miya, kafe sahibinin onu korumasına takılmadı. Duraksayarak konuştu.

-Aslında farklı bir şey var. Beni sinir ettiği doğru. Ama sanki kasten yapıyor gibi geliyor bazen. Çok ince düşünceli biri. Sanki onu öyle görmemi istemiyormuş gibi beni kasten kızdırıyor. Ama her hareketinde incelik var, bunu saklamayı beceremiyor.

Miya kafasını kaldırdığında kafe sahibinin ona dikkatle baktığını gördü.

-Ne oldu?

Kafe sahibi gülümsedi.

-Miya, ne zaman kabul edeceksin…

Miya dinlemeyi kesmiş, tüm dikkati bir anda camdan karşı kaldırıma kaymıştı. Kafe sahibinin sözünü keserek konuştu.

-Bugün erken çıksam mahsuru var mı unni?

-Tabi ki, erken kapatacağız gibi görünüyor zaten.

Kafe sahibi daha sözünü tamamlamadan Miya “Görüşürüz!” diyerek kafeden çıkmıştı bile. Kafe sahibi, “Deli kız” diyerek gülümsedi.

Bölüm 8 – Takip

-Şundan bir tane uzatır mısınız?

-Anlayamadım bayan?

-Şşttt, yavaş! Şu siyah güneş gözlüğünü istiyorum diyorum. İşte bu da parası.

Satıcı avucundaki paraya ve duvar dibinden sinsice yürüyerek tezgahından uzaklaşan Miya’ya şaşkınlıkla bakarak kafasını salladı. 
Miya’nın kafeden erken çıkma sebebi karşı kaldırımdan geçmekte olan Maske’ydi. Miya merak içindeydi. Maske kimdi, ortadan kaybolduğunda neler yapıyordu, kimlerle arkadaştı, nerelere gidiyordu, neler seviyordu, nasıl geçiniyordu? Onu o gün arayanlar kimdi? O teslimatta ne vardı? Bir hafta için bile olsa aynı evde yaşadığı adam bir melek miydi, yoksa bir şeytan mı? Miya kararlıydı, hazır böyle bir fırsat yakalamışken bugün mümkün olduğunca çok şey öğrenecekti.

Bir yerde durup kendine içecek almasını izledi. Muzlu süt. Sanki çok önemli bir şeymiş gibi Miya kafasında tekrar etti, “Muzlu süt seviyor”. Pipeti takıp içerek yürüyünce Miya aynı yere yaklaşıp kendine çileklisinden aldı ve içerek takip etmeye devam etti.

Maske bir parkın basketbol sahasının yanında dikilerek çocukları izledi. Etrafa bakınıp gözüne kestirdiği bir banka oturdu. Bu sırada parkta annesiyle gezmekte olan 5 yaşlarında bir çocuğun ona baktığını gördü. Çocuğa el salladı. Çocuksa ondan korkmuş olacak ki yaygarayı basıp annesine sarıldı. Maske çok bozulmuştu. Onu izlemekte olan Miya’ysa kahkaha atmamak için dudaklarını ısırıyordu. Çocuk resmen ondan korkmuştu! Yanına gidip onunla dalga geçebilmek için çıldırıyordu.

Telefonuyla bir süre oynadıktan sonra kalkıp tekrar yürümeye başladı. Bir taraftan da elleriyle saçını iyice gözlerinin önüne düşürmeye çalışıyordu. Sanki bir maske ve saçtan ibaretmiş gibi görünüyordu. Güzel bir caddeye çıktılar. Kalabalık kafelerin yanından yürüdüler. Bu dışarıdan güzel görünen caddenin görünmeyen yüzünde, arka sokaklarında neler olduğunu Miya gayet iyi biliyordu. O karanlık mekanlardan birine girmemesi için içinden dua etmeye başladı.
Maske bir süre sonra kaldırımda durup sağa sola baktı ve karşıya geçti. Karşıya baktığında Miya korku içinde olduğu yerde kalakaldı. O günkü kırmızı araba hemen karşıdaydı. Maske tam ona doğru yürüyordu.

“Nasıl görmez?”

Miya bir an için arkasından seslenip onu uyarmayı düşündü. Ne yapacağına karar vermeye çalışırken arabaya yaslanan kişi Maske’yi görüp hareketlendi. Miya nefesini tuttu. Ama siyahlı kişi sadece bir dost gibi elini omzuna koydu. İçinde beyaz tişört, üstünde siyah sweat olan biriydi; sweatin şapkası nerdeyse gözlerine kadar inik olduğu için Miya yüzünü seçemiyordu. Miya arabaya tekrar baktı. Evet, emindi, aynı kırmızı spor araba. Miya’nın kafası karışmıştı. Kafasını kaldırıp ikisinin girdikleri binanın ne olduğuna baktı. Korktuğu gibi bir mafya merkezi ya da bir kumarhane değildi; bu bir spor salonuydu. 

Miya biraz bekledikten sonra gözlüğünü düzeltip içeri girdi. Giriş boydan boya aynalarla döşeliydi. Oldukça şık, minimalist bir tavan ışıklandırması vardı. Miya yutkundu, sanırım girişten daha ileriye geçemeyecekti. Tam tahmin ettiği gibi oldu, danışmadan üyelik broşürü alarak gerisin geri dışarı çıktı.

Nerdeyse iki saattir bekliyordu. “Acaba arka kapısı var da ordan mı çıktı?” diye düşündü. Belki de zor bir durumdaydı. Siyahlı adamı düşündü. Arkadaşı gibiydi. Kötü bir şey olmamıştır, diyerek kendini teskin etti. Karnı acıkmaya başlamıştı. Hava da kararmıştı. Yakınlarda otobüs durağı var mı diye etrafa bakınmaya başladı. Ama hislerini dinleyip gözü binada, karşı kaldırımda beklemeye devam etti.

Bir süre sonra Maske’nin telefonla konuşarak tek başına binadan çıktığını gördü. Saçları nemli gibi görünüyordu. Miya hala bahar ayında olduklarını düşünerek kaşlarını çattı, “Hasta olacak” diye söylendi. Onun dışında normal görünüyordu; hiç de dayak yemiş, hırpalanmış gibi değildi. Neyse ki değildi. Ama o zaman o gün niye kaçmıştı ki? Hiçbir şey anlayamıyordu.

Miya belli bir mesafeden onu takip ediyordu. Normal koşullarda kafeden çıkma saati düşünülürse eve dönüyor olmalıydı. “Bravo Miya” dedi kendine; “Bir Sherlock Holmes hayranı olarak feci önemli ayrıntılar öğrendin. Muzlu süt seviyormuşmuş. Aferin, süper zekisin”

Miya bugün gördüklerini düşünerek kafasında hızlı bir liste çıkardı. “Muzlu süt, park, basketbol, kırmızı araba, daha önce kaçtığı zengin arkadaş, spor salonu, susmayan telefon, hiç araç kullanmadı, hep yürüyor”. Listesi gözüne çok zavallı göründü. Sherlock gibi düşünmeye çalıştı, “Detaylara odaklanmalısın Watson, sevgili dostum”. Bir anda parkta ağlayan çocuk gözünün önüne geldi ve kendini tutamayarak kıkırdadı.

-Ne kadar da neşelisin güzelim. Bize katıl da birlikte eğlenelim.

Miya duvar kenarında içmekte olan 2 serseriyi o zaman gördü. Biri ayağa kalkmış kendine doğru geliyordu. Panikle Maske’ye doğru baktı. Fark etmemesi için aralarını bu kadar açmakla hata etmişti.

-Bir adım daha atarsan polis çağırırım!

Miya sert bir bakış atıp adımlarını sıklaştırdı ama çocuklardan birinin onu kolundan çekmesiyle yere düştü. Panikle çantasını savurup çığlık attı. Metroya yakındı. Belki bu taraftan yürüyen biri sesini duyabilirdi. Ama hayat filmlerdeki gibi değildi. “Ya kimse gelmezse?” diye düşündü. Korku içinde gözlerini kapadı, “Lütfen biri yardım etsin”
*
Hızla yaklaşan adımlar.

Adını haykıran o tanıdık ses, “Miya!”

Çocuklardan birinin daha gelir gelmez yediği yumrukla yeri boylaması ve kalkıp koşarak kaçmaya başlaması.

Kendisine dokunan diğer çocuğa yumruk atması. Yere düşmesine izin vermeden yakasından tutması. Tişörtünü başına geçirip onu hareketsiz bırakması ve diziyle karnına vurması, vurması, vurması. Bıraktığında çocuğun yere düşmesi. Tekmelemek için ayağını kaldırması. 

Miya dayanamayarak ayağa kalktı ve vurma seslerini daha fazla duymamak için eliyle kulaklarını kapatıp bağırdı.

-Yeter!

Maske duraksayarak nefes nefese Miya’ya baktı. Miya ellerini kulaklarından çekmeden fısıldadı.

-Yeter.

“Durmasını söylemesem durmayacak mıydı? Daha ne kadar…”

Maske ona doğru adım attığında yüzünü fark ederek olduğu yerde kaldı.

-Miya…

Miya yüzündeki dehşet ifadesiyle geriye doğru iki adım atarak ondan uzaklaştı. Maske Miya’nın gözlerindeki korkuyu gördü. O zaman fark etti. Miya’nın korktuğu şey kendisiydi.

Sinirli bir şekilde gülerek eliyle saçlarını karıştırdı.

-Seni bir şekilde hep korkutuyorum, değil mi?

Miya tepki vermedi. Kafasında aynı şey yankılanıyordu, “Kimsin sen?”, ama dudaklarından çıkamıyordu. Sanki kitlenmişti.

Maske geldikleri yöne doğru dönüp yürümeye başladı. Bir şey söyleyip söylememeye karar vermeye çalışıyormuş gibi duraksadı. Yan dönüp başıyla yerde baygın yatan adamı gösterdi.

-Gittiğim buralardaki bir underground kulüpten onu biliyorum. Pisliğin teki olduğunu duymuştum. Böyle yapmak zorundaydım, çünkü bayılana kadar durmayacaktı. Üstelik yumruklarının dışında bir şey kullanacaktı.

Çekinerek Miya’ya baktı. Onu daha fazla korkutmak istemiyordu. Miya kendisine baktığını hissederek gözünü yerde yatan adamdan Maske’ye çevirdi ve daha önce görmediği o bakışı gördü.

Ürkek, kırılgan bir bakış.

“Bir melek mi, yoksa şeytan mı?”

Miya ne düşüneceğini artık bilmiyordu.

-Hoşçakal Miya.

Yürümeye devam etti. Miya boş bakışlarla Maske’nin uzaklaşmasını izledi. Gözleri nemli saçlarına takıldı. “Hasta olacak” diye mırıldandı.



<Bölüm 5 için TIKLAYIN>

0 yorum:

Yorum Gönderme