İMZA KAMPANYASI

(Hayran Hikayesi) MASKE - Bölüm 5



--
--

KISIM 5
Bölüm 8 – Akira

Gün 4 – Pazar





Gün 5 – Pazartesi





Gün 6 – Salı

-Dersten sonra yeni açılan yere ramen yemeye gidelim mi? Çok güzel olduğunu duydum. Dün sen okula gelmeyince gitmedim. Beraber gideriz diye seni bekledim.

Miya, arkadaşı Jiyoon’un onu neşelendirmek için çabalamasından rahatsızdı. Gene de onu kırmak istemedi.

-Olur.

Jiyoon elindeki dergiyi karıştırmaya devam etti. 

-İşte burada!

Jiyoon arada bir kıkırdayarak dergideki bir şeyi okumaya başladı. Biraz sonra dergiyi Miya’nın önüne koydu. Miya gözünü camdan, sıranın üstündeki dergiye çevirdiğinde başlığı gördü, “CNBLUE röportajı”. 

Arkadaşı Jiyoon CNBLUE hayranıydı ve vakti olmadığı için ilgilenmediğini bilmesine rağmen sık sık burnuna böyle şeyler dayardı. Miya’ya göreyse Kore’de birinin hayranı olmak boş zaman ve oldukça para gerektiren bir şeydi. 

-Birini seçmen gerekse hangisini seçerdin? Sence hangisi daha hoş?

Miya gözlerini devirdi. Seçmeden Jiyoon’un onu bırakmayacağını biliyordu. Her zamanki gibi gözünün ucuyla bakıp parmağıyla işaret etti.

-Bence en yakışıklıları bu.

Jiyoon gülümsedi. “Jungshin. Onu bir de sahnede görmelisin”. Dergiyi kaldırarak resme tekrar baktı, “Ben ‘işte bu’ diye birini seçemiyorum hiç”

-
--

Yeni ramen dükkanının oldukça sıcak bir ortamı vardı, beğenmişlerdi. Siparişlerini beklerken Jiyoon, Miya ve Akira’ya okuldaki son dedikoduları anlatıyordu. Her zamanki gibi enerjisiyle masanın neşe kaynağı olmuştu.  

Akira Tatsu, Miya gibi bir değişim öğrencisiydi. Japonya’dan gelmişti. Miya’yı gören herkes başta onu da hep Japon sanırdı. O yüzden onlara ‘Japon ikili’ diyorlardı. Bu sebepten Miya yok yere düşman bile kazanmıştı. Akira oldukça hoş bir çocuktu ve Miya ona herkese davrandığı gibi davranmasına rağmen kıskanılıyordu. Jiyoon’sa Akira’nın ondan hoşlandığını iddia ederek dönemin başından beri ikisini bir araya getirmeye çalışıyordu. Anlaşılan gene planı aynıydı. Jiyoon onlarla gelmesi için son anda Akira’yı da çağırmıştı.

-Sonra ikisi de birbirinin kolundaki bilekliği fark etmiş, hani şu özel yapım olanlardan. İşte o zaman anlamışlar ki çocuk aslında ikisini aynı anda idare ediyor! Ama çocuğa kızmak yerine birbirlerine…

Miya kapıdan girenleri görünce ayağa kalkarak Jiyoon’un lafını kesti.

-Kusura bakmayın, bir tanıdığımı gördüm. Selamlayıp döneceğim.

Kapıdan girmeye çalışan yaşlı bayan ve tekerlekli sandalyedeki genç kızın yanına gidip rahat girebilmeleri için kapıyı tuttu. Yaşlı bayan onu görünce gözleri parlayarak gülümsedi.

-Sen o gün dışarıda bekleyen genç bayansın! Teşekkür ederim kızım.

Miya onlara masalarına kadar eşlik etti.

-Tatlı oğlum nasıl? O kadar yol tepip bizim için gelmenize hala şaşkınız. Torunumun çekilişten kazandığı CD’yi bizzat kendisi getirerek onu o kadar mutlu etti ki!

O gittiğinden beri Miya ilk defa onunla ilgili bir konuşmayla karşı karşıya kalmıştı. Anlaşılan buna daha hazır değildi. Gözyaşlarına hakim olamayacağından korktu. Zoraki gülümsedi, “Çok sevindim. Afiyet olsun, izninizle” diyerek masasına dönmek için yürümeye başladı. Hala gülümsemekte olan yaşlı bayan arkasından seslendi, “Lütfen ona selamlarımızı iletin.”

Miya masaya döndü ve gelmiş olan siparişini yemeye başladı. Daha doğrusu yiyor gibi görünmeye çalıştı. Düşünceler kafasında bir hortuma yakalanmış gibi darmadağın ve büyük bir hızla dönerken normal görünmeye çalışmak oldukça zordu. 

“Bir melek mi, şeytan mı?”

Aniden durdu. Akira’ya döndü.

-Yarın öğleden sonra işin var mı? Senden bir iyilik isteyeceğim. Buluşsak uygun musun?

Jiyoon ve Akira şaşkınlıkla ona baktı. Jiyoon’un yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi. Sonunda çabalarının meyvesini alıyordu anlaşılan. Akira gözleri parlayarak onayladı. 

“Tamam” dedi Miya, “Sana saati ve yeri mesaj atacağım”.

--
---
Gün 7 – Çarşamba

Akira, Miya’ya doğru koşarak geldi.

-Geç mi kaldım? Kusura bakma.

-Ben özür dilerim. Apar topar yer ve saat bildirdim sana.

Akira “Sorun değil” diyerek gülümsedi.

-Buraları iyi bilirim. Şu kafeyi önerebilir miyim? Tatlıları meşhurdur.

-Akira, aslında seni bir iyilik istemek için çağırdım. Buraları iyi bildiğini biliyorum. Ben bir underground kulüp arıyorum.

Akira şaşırdı.

-Underground kulüp mü? Miya, müzikler iyi olsa bile buradakiler hiç tekin değildir. Neden öyle bir yere gitmek istiyorsun?

Miya bakışlarını yere çevirdi.

-Birini bulmalıyım.

-Peki hangisine gitmek istiyorsun? Hangi kulüp, adı ne?

-Sorun orda. Nerde olduğunu ya da adını bilmiyorum. Sadece bu civarda olduğunu biliyorum.

-Peki kimi arıyoruz?

Miya sustu. Akira daha fazla soru sormaması gerektiğini anlamıştı.

-Pekala, hızlı bir tur olacak bu. Hava kararmadan tekrar ana caddeye çıkmalıyız. Girdiğimiz hiçbir yerde yanımdan ayrılma ve oyalanma.

Miya nazik Akira’yı ilk defa böyle erkeksi ve koruyucu bir tavırla görüyordu. Ona yardım etmeyi kabul etmesine sevinmişti. Gülümseyerek ona baktı ve sevinç içinde kafa sallayarak dediklerini onayladı. 

İlk girdikleri yerden nerdeyse girer girmez çıkmışlardı. Miya dışarı çıkınca derin bir nefes aldı. İçerde dumandan nerdeyse boğulacaktı.

Bir sonrakinin kapısında durdular. Akira girişteki kalabalığı görünce yanından ayrılmaması için Miya’nın elinden tuttu. O zaman Miya’nın titrediğini fark etti.

-Miya, ellerin buz gibi.

Tişörtünün üstüne giydiği gömleği çıkarıp Miya’nın omuzlarına koydu ve onu koluyla sararak ısıtmaya çalıştı.

Miya’nın yana doğru savrulmasıyla gömlek omuzlarından yere düştü. Biri Miya’yı elinden tutup yanına çekmişti. Akira adama doğru hamle yapacakken Miya’nın yüzünü gördü. Gözlerindeki bakış her şeyi anlatıyordu.

Onu bulmuşlardı.

--
---
Bölüm 9 – “Söz verdin”

Onu bulmuştu.

Miya arkasından sürüklenirken elinin içinde kaybolan eline baktı. Sıcaklığını hissedince emin olmuştu, “Demek sadece bir hayal değilmiş.”

Miya bu sabah kalkar kalkmaz onu aramaya başlamıştı. İlk karşılaştıkları yolun etrafını gezmiş, parka, basketbol sahasının etrafına, caddeye, spor salonu civarına bakmıştı. Hominos Pizza’da arkadaşı olduğunu hatırlayarak oraya dönmüş ve ordakilere Maske'yi sormuştu. Öyle birini tanımadıklarını söylemişlerdi. “Yalan söylüyorlar” diye düşünmüştü, “Kafe sahibini tembihlediği gibi onlardan da hakkında konuşmamalarını istemiş olmalı.”

Bir hayaleti kovalıyor gibiydi. Sanki hiç varolmamıştı, sanki sadece kendi uydurduğu bir hikayenin hayali kahramanıydı. 

Maske'nin evinde bıraktığı sırt çantasını almaya gelmediğini hatırlayınca beyni gene ona oyunlar oynamaya başlamıştı. Hastaneye kaldırılmış olabileceğini düşünmüştü. Hastaneleri gezse bile onu bulması imkansızdı; ne adını ne telefon numarasını biliyordu. Bir anda farkına vardığı bu gerçek, kalbini acıtmıştı. Onun hakkında hiçbir şey bilmiyordu!

Maske elinden tutmuş, tek kelime etmeden önünden yürüyordu. Maske’nin hızlı adımlarına ayak uydurmaya çalışan Miya’ysa yürümekten çok arkasından sürükleniyordu. Umursamadı, onu bulmuştu. Ülkeyi bu şekilde bir baştan bir başa yürüyebilirdi.

Maske ara sokaklardan birinde durdu ve Miya’nın elini bıraktı. Yüzünü Miya’ya hemen dönmedi. Miya son günü hatırladı. Ondan korktuğunu düşünüyor olabilir miydi?

“Seni çok aradım” dedi Miya. “Hakkında hiçbir şey bilmediğimi fark ettim.”

Maske Miya’ya dönüp baktı. Miya devam etti, “Senin hakkında daha fazla şey öğrenmek istediğimi fark ettim” 

Maske şaşırdı. Gözlerinde bir ışık parladı ve aynı hızla söndü. Durgun bir sesle konuştu,

-Anlıyorum. Bir arkadaş olarak bunu istemen tabi ki…

Miya sözünü kesti.

-Arkadaş? Bir arkadaşın olduğum için mi kaç dakikadır beni peşinden sürüklüyorsun? Bir arkadaşın olduğum için mi elimden tutup beni onun yanından çektin?

Maske hiçbir şey söylemeden ona baktı. Miya yorgun bir sesle devam etti,

-Neden söylemiyorsun? Normal bir hayatım vardı ve sen onu alt üst ettin. Neden hakkında bir şey anlatmıyorsun? Neden elimden tuttuğun andan itibaren bugünü hayatımın en mutlu günü haline getirdiğini anlamıyorsun?

Maske ne diyeceğini bilemeden Miya’ya bakıyordu. Sessizliği uzun sürmedi.

-Ben de sana bir şey soracağım. Tek bir şey. İlk günden beri maskemi çıkartabilmek için uğraştın. Eğer maskemi şu an burada çıkarırsam buna dayanabileceğini düşünüyor musun? 

Miya kafe sahibinin sözlerini hatırladı. “Kazadan sonra yüzünde korkunç bir iz kalmış”. Korkunç bir yüz.

-Miya, bu yüzle yaşamak cesaret ister. Başta anlamasan da zaman geçtikçe pişmanlık duyacaksın. 

Miya, “Gitme” dedi sadece. “Gene ortadan kaybolma. Gitme.”

Miya kararlı bir sesle devam etti.

-Eğer gidersen tüm kulüpleri, tüm şehri gezmem gerekse de seni ararım.

Miya'nın bu şekilde diklenmesi Maske'nin ifadesiz yüzünde ufak da olsa bir gülümseme yaratmıştı sonunda.

-Öyle tuhaf yerlere gitmene gerek yoktu. Bugün zaten gelecektim.

Miya afalladı.

-Gelecek miydin?

-Evet. Geçen hafta sarhoş bir şapşala Çarşamba geleceğime söz vermiştim çünkü.

Maske’nin gözleri Miya’ya kitlendi ve ona doğru adım atmaya başladı. Maske ona yaklaşırken Miya’nın kalbi hızla atmaya başladı, gözlerini kapattı. Maske’nin hemen önünde durup hafifçe eğildiğini hissetti. Heyecandan nefesini tuttu. 

-Saçma sapan laflarından ateşinin yüksek olduğunu anlamalıydım.

Miya gözlerini açtı. Maske’nin eli alnındaydı. 3 gündür doğru düzgün uyumamasının üstüne bir de bugünkü aksiyondan Miya’nın vücudu artık iflas etmeye başlamıştı.

-Ellerin soğuktu ve titriyordun. Tahmin ettiğim gibi ateşin var.

Maske onu eve götürüp yatırdı. Miya’nın gözü hep ondaydı. Uyursa onu bırakıp gideceğinden korkuyordu. 

Kapıdan çıkmak üzereyken Miya tedirgin seslendi, “Gitme”

-Eczaneye gidip döneceğim. Hemen gelirim, sen uyu.

Miya uyku aralarında gözünü açtıkça ateşin etkisiyle hayal meyal onu görüyordu. Maske’nin ona ilaç içirmeye çalışmasını, alnına bez koymasını, her gözünü açtığında şefkatli ve sıcak bakışlarını.

Sabaha karşı biraz da olsa düşmüş ateşiyle gözlerini açtı, “Kaybettiğin çorabını buldum sen yokken” diye sayıklayarak tekrar uykuya daldı.

Maske sessizce onu izliyordu. Elini yavaşça Miya’nın saçlarına götürdü. Uyuyan yüzü huzurlu görünüyordu. Kendisini bulabilmek için kulüpleri dolaştığını hatırlayınca gülümsedi. Gülümseme sebebi Miya’nın saflığıydı. O bölgede en az 400 kulüp vardı. Duraksadı. Miya’nın sözlerini hatırlamıştı, “Hayatımı alt üst ettin”. Elini Miya’nın saçından çekti. İçine bir hüzün çökmüştü.

Maskesini çıkardı ve uyumakta olan Miya’nın alnına hafifçe dudaklarını değdirdi.

-
--

Miya sabah erken saatte gözlerini açtı. Kendini iyi hissediyordu. Hafifçe gerinip etrafa bakındı. 

-Maske?

Ses gelmeyince panikle kafasını çevirdi. Maske’nin çantası yerinde yoktu. Ağrıyan kaslarına aldırmadan kalkarak mutfağa ve banyoya koştu.

-Maske! Maske!

Hiçbir yerde yoktu. Masasının üstünde ona verdiği yedek anahtarı gördü. Olduğu yere çöküp kaldı. Gitmişti. Hiçbir şey söylemeden onu bırakıp gitmişti. 

Kafasını kaldırdığında mini kitaplığına yapıştırılmış bir kağıt gördü. Doğru okuduğundan emin olmak için yerinden kalkıp kitaplığa yürüdü. Kağıdı eline alıp gülümsedi ve kendi kendine yüksek sesle birkaç kez tekrar etti.

“Cumartesi günü saat ikide hazır ol”


<Bölüm 6 için TIKLAYIN>

0 yorum:

Yorum Gönderme