İMZA KAMPANYASI

(Hayran Hikayesi) MASKE - Bölüm 6


---
---

KISIM 6

Bölüm 10 – Madde 18

<Birkaç gün öncesi: Kölelik günleri> 
Gün 1 – Perşembe Akşamı

-Ders çalışmaktan başka bir şey yapmaz mısın? Üstelik internetin bile yok. Çok sıkıcı.

Maske mini kitaplığın yanında dikilmiş, raftakileri inceliyordu. Mangalardan birini çekip sayfaları rastgele karıştırmaya başladı. Miya sinsice gülümseyip mutfağa gitti.

-Sonunda soğumuş. Mmm, harika görünüyor.

Elinde bir kaseyle geri döndü. Elindekini Maske’nin yüzüne tuttu.

-Kral Maske bey, sana özel yaptım. Puding. Bak, üstüne kremşantiyle maske bile çizdim. Bakmayacağım, maskeni çıkarıp rahat rahat yiyebilirsin.

Miya kaseyi yere yanına bırakıp masasına oturarak ona sırtını döndü ve defterine birşeyler yazmaya devam etti. Maske, ilgisini çekmiş gibi elindeki mangayı okumaya devam ediyordu. Kaseye bakmamıştı bile.

-Miya, tam önüne koyduğun aynanın açısını deminden beri beni görecek şekilde ayarlamaya çalıştığının farkındayım. 

Miya püfleyerek aynayı çekmecesine geri koydu. Kaseyi eline aldı ve nispet yapar gibi abartıyla kaşıkladı.

Maske umursamadan parmağıyla kitaplığını işaret etti.

-Elinde hep kitap görürdüm. Ama burada nerdeyse hiç kitabın yok. Sadece birkaç manga var.

Miya omuz silkti.

-Kütüphaneden alıyorum ya da okudukça takas edebileceğim yerlere gidiyorum. Kitap okumayı çok seviyorum, gerçek olan bu. Bunu insanlara bir rafa dizdiğim kitaplarla kanıtlamama gerek yok. Ben biliyorum, bu yeterli.

Kaseden abartıyla bir kaşık daha aldı, “Çok şey kaçırıyorsunuz kralım” diyerek ağzını şapırdattı.

Gün 2 – Cuma Akşamı

Miya elini alnına koyup, Maske’ye doğru ani bir adım attı.

-Başım dönüyor, iyi hissetmiyorum.

Sanki ona tutunmaya çalışıyormuş gibi elini maskesine doğru uzattı. Düşerken yanlışlıkla maskesini de çekmeyi planlamıştı. Maske geriye doğru adım atarak sıyrıldı ve dengesini kaybeden Miya dizlerinin üstüne patırtıyla düştü. Acıyan dizlerini ovuştururken sinirle ona baktı.

-Neden tutmaya çalışmadın?

-Ev kuralları listendeki 18. madde yüzünden. “Her türlü temas, dokunma, parmağının ucu bile olsa kesinlikle ‘istisnasız’ yasak” Hepsini, tam 43 maddeyi zorla daha dün ezberlettirdin.

Pes etmemeye kararlı olan Miya, B planına geçmeye karar verdi.

Aynı gece - Saat 02:30



Miya Maske’nin nefes alış verişinden uyuduğuna kanaat getirip aralarına sınır olarak astığı çarşafın altından sinsice sürünerek onun tarafına geçti. Karanlıkta bir süre sessizce sırtüstü durduktan sonra yan dönüp elini yavaşça maskesine doğru uzattı. Maske derin uykuda görünüyordu. Miya o maskenin altında ne olduğunu görmeyi çok istiyordu. Yanında yemek bile yemesine izin vermeyen nasıl bir yara olabilirdi ki? 

Maske’nin yüzünün devamını görmeyi çok istiyordu, elmacık kemikleri, dudakları, çenesi neye benziyordu? Işıltı saçan o gülümsemesinde dudakları nasıl bir şekil alıyordu? “Işıltı saçmak” Evet, doğru tanım buydu. Maske, o maskenin altından bile böylesine parlarken yüzünü merak etmemek imkansızdı.

Ama Miya gene amacına ulaşamayacaktı. Uzanan eli havada kaldı. Maske, kolunu bir mengene gibi sıkıca tutup, ona doğru yan döndü. Gözleri hala kapalıydı. Fısıldadı, “Denemek başarısızlığa giden ilk adımdır-Homer Simpson”

Miya bileğini kurtarmak için çabalayarak konuştu, “Sadece savunma yaparak asla yenemezsin. Kazanmak için atağa geçmelisin-Yagami Light”

Maske gülümseyerek gözlerini açtığında göz göze geldiler. Miya gözlerini çekemedi, bir süre öyle yan yana yattılar. 

“Madde 19” dedi Miya. 

Maske güldü, “Madde 19 ‘horlamak yasak’ maddesi. Şu anda horluyor gibi mi görünüyorum?” 

Miya kafasını toplamaya çalıştı. Kekeleyerek, “Madde 18” dedi, “Madde 18, temas yasak maddesini çiğniyorsun şu an”

“32 ‘sınırı geçmek yasak’ ve 18 ‘temas yasak’ maddeleri. İkisini de ihlal eden sensin. Hile yapıyorsun Miya”

Miya’nın bileğini bırakmasıyla Miya hızla kendi tarafına geçti. 

“Gösteririm ben sana” diye homurdandı. Çok utanmıştı.

Maske diğer taraftan seslendi, “Sana da iyi geceler”

Miya bileğine, Maske eline baktı. Gözlerini tavana diktiler. İkisi de uzun süre uyuyamadı.


---

Bölüm 11 – Bir gitaristin elleri

Gökyüzündeki minik bulut.

Güzel havanın tadını çıkaran kuşların sesi.

Maske’nin yanında olmanın verdiği kadife hissi. 

Her şey sanki bir filmden sahne gibiydi.

“Cumartesi günü saat ikide hazır ol”

Miya hemen önünde yürümekte olan Maske’ye baktı. Saçlarına, ensesine, omuzlarına, sırtına baktı. Adımlarını sıklaştırıp ona yetişti; uzanıp elini tuttu. Maske hafifçe ona döndü. İşte o zaman Maske’nin yüzünü gördü. Gözlerindeki puslu bakışın sebebini merak etti. Ama sormadı. Artık üstelememeye karar vermişti. Zaman geçtikçe o anlatmaya başlayacaktı mutlaka. Sabırla beklemeliydi.

Bir de, içindeki tuhaf bir his onu durduruyordu.

-Çok sessizsin. Gene maskemi çıkarmak için plan yapıyorsan artık gerek yok.

Miya kafasını salladı.

-Hayır, önemi yok artık. Hatta çıkaracaksın diye korkuyorum.

Maske böyle bir cevap beklemediği için şaşırdı. Miya devam etti.

-Bir anime izlemiştim. Hotarubi no Mori e. Onu düşünüyorum ve... Maskeni çıkarırsan ortadan kaybolmandan korkuyorum.

Maske anlamaya çalışır gibi ona bakıyordu. Miya söylediğinden utanıp başını çevirdi.

-Hep kafe sahibi yüzünden. Senin sihirli olduğunu söyleyip duruyor. Tuhaf şeyler aklıma geliyor böyle. Yüzündeki maske bir tılsımmış gibi.

Maske bir binayı gösterdi. “Geldik” dedi. Miya aniden farkına vardı, “Bir dakika… Artık gerek yok derken ne demek istedin?”

Maske cevap vermedi. Miya’nın elini daha sıkı tutmaya başlamıştı. Binanın arkasına dolandılar ve arka kapıdan içeri girdiler. Maske ordakilere bir kart gösterdi. Gri duvarların yanından geçtiler. Sonrasında uzun, beyaz bir koridorda yürümeye başladılar. Maske’nin hala ağzından tek kelime çıkmamıştı. Miya sessizce arkasından yürümeye devam etti.

Bir yerde durdu. “Burda bekle” dedi. Miya yüzüne baktı. Gözlerindeki bakıştan bir şey anlamak imkansızdı. Elinin elinden kayışını hissetti. Koridorda yürürken arkasından onu izledi. Çocuksu bir ifadeyle söylendi, “Bunun ilk randevumuz olduğunu düşünmüştüm. Ne yapmaya çalışıyor ki?”

10 dakika geçti. 20 dakika oldu. Miya meraklanmaya başlamıştı. Birden içine bir his doğdu. Koridorda yürümeye başladı. Köşeyi dönünce etrafına bakındı ve bir kapı gördü. Üstündeki tabelada bir yazı vardı: “CNBLUE”

1-2 adım daha atıp koridorun devamına bakındı. Kapı sesini duyunca arkasını döndü ve içerden çıkanları gördü. Grup üyeleri dışarı çıkıyordu. Miya rahat geçebilmeleri için sırtını duvara yapıştırıp çekildi. Jiyoon kaç kere resimlerini göstermiş olsa da Miya hiç dikkatini vermediğinden isimlerini tam olarak hatırlayamıyordu. Uzun olan ve bebek yüzlü olan* konuşarak yanından geçti. Beyaz tenli diğeri* çıktı, sonra bir şey hatırlamış gibi dönüp içeri seslendi. “Pill, telefonumu şarja takar mısın?” İçerdeki görevli yanıtladı, “Şu 1 saat telefonsuz hayatta kalabilecek misin?” Beyaz tenli üye tekrar döndüğünde Miya’yı gördü ve yürümeye devam etti.

Miya içindeki tuhaf hisse karşı koyamadan odaya doğru adım attı. Girişinde durduğunda aynanın önünü toplayan çalışanlar gördü. Sandalyede oturan Maske’nin aynadaki yansımasını görünce şaşırdı. Saçlarını farklı mı taramıştı o? Üstünü de değişmişti. Neden burdaydı?

“Hadi Yonghwa, geç kalıyorsun” dedi biri. Miya odaya tekrar göz attı. Başka kimse yoktu. “Kiminle konuşuyor bu görevli?”

Maske ayağa kalktı ve ona doğru yürüdü. Tam kapıda, yanında durdu. Yüzündeki maskeyi çıkardı, başının üstünden ona ifadesiz bir bakış attı ve yanından yürüyüp gitti.

Sanki her şey ağır çekimde gibiydi. Miya elinden bıraktığı maskenin yere düşüşünü izledi. Dönüp tekrar ona baktı, aynı yürüyüş, aynı omuzlar, aynı. Her şey aynı. “Neler oluyor? Ne oluyor?”

Maske’nin gittiği yönden bir görevli geldi. “Özel davetlimiz olduğunuz söylendi. Belirttikleri gibi hemen ayrılmak mı istersiniz, yoksa katılacak mısınız?”

Miya karmakarışık olmuş kafasını toparlayamıyordu, dudaklarından sadece “Yonghwa” çıktı. Görevli bunu yanlış anlayarak onu salona götürdü. Bu bir imza günüydü. 

--
---

Sıra ilerliyordu. Miya gittikçe masaya yaklaşıyordu. Yonghwa ona bir kez bile gözünü çevirmemişti. Hayranlarıyla konuşuyor, gülüyor, imza veriyordu. Hiçbir şey olmamış gibi. Miya sanki bir hiçmiş gibi. Bir oyuncak. Eğlencesi bitmiş miydi, yoksa bu şekilde onunla eğlenmeye devam mı etmek istiyordu? Öylesine aptaldı ki. Gözlerinin tanıdık geldiğini en baştan beri biliyordu. Nasıl anlamamıştı? Öyle aptaldı ki tüm bu olanları hak ediyordu belki de.



Miya masada oturan Yonghwa’ya baktı. “Hala parlıyor. Maskesi olsun ya da olmasın, Yonghwa olsun ya da olmasın, o her zaman parlıyor.”

Sıra ona gelmişti. Sırasıyla Jonghyun, Jungshin, Minhyuk, Yonghwa oturuyordu. Miya masanın başında duraksadı. Elleri iki yanında yumruk olmuştu. Kendilerine hiç bakmadan yavaşça Yonghwa’ya doğru yürüyen Miya’ya diğer üyeler şaşırmıştı. Jonghyun Jungshin’i gıdıklayıp sesli bir kahkaha attı. Jungshin onu yalandan yumrukladı. Herkes gülmeye başladı, herkesin dikkati ikisindeydi. Jonghyun çaktırmadan Miya’ya bakmaya devam etti ve menajere dokunmayın anlamında hafif bir el işareti yaptı. 

Miya tam Yonghwa’nın önünde durdu. Yonghwa kafasını kaldırıp gözlerine baktı. Aynı ifadesiz bakışla, tek kelime etmeden.

Miya Yonghwa’nın, hayır, “Maske”nin ellerini tutup, avuç içlerini yukarı çevirdi.

-Hep bir gitaristin ellerini yakından görmek istemişimdir. Demek böyle oluyormuş.

Elleri iki yanına hareketsiz düştü. 

-Sadece anlayamıyorum. Neden?

Sıradakiler homurdanmaya başlamıştı. Miya başını önüne eğdi, sadece ikisinin duyacağı bir fısıltıyla konuştu. 

-Elveda Maske.

Salonun kapısına doğru yürümeye başladı. Maske Miya’nın kalabalığın arasından gidişini izledi. Sırtını izledi, narin omuzlarını. Saçlarının yürürken sağa sola sallanmasını izledi. Gözden kaybolana kadar arkasından baktı. 

Hepsi sanki bir filmden sahne gibiydi. 




Dip not: *Uzun olan: Jungshin, Bebek yüzlü: Minhyuk, Beyaz tenli: Jonghyun

<Bölüm 7 için TIKLAYIN>
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.




0 yorum:

Yorum Gönderme